- Failin olay anında uzaklaştırma kararı olduğu öğrenildi.
- Malatya’da 37 yaşındaki üç çocuk annesi Nuran Karayiğit, boşanma aşamasında olduğu Recep Karayiğit tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü.
Fail yakalandı. - Manisa’da 39 yaşındaki iki çocuk annesi Seda Eller, boşanma aşamasında olduğu ve uzaklaştırma kararı bulunan Gökhan Eller tarafından boğularak öldürüldü.
Fail tutuklandı. - Mersin’de çalıştıkları fabrikadan çıkan Feriye Gözüala ve arkadaşı Hamiyet G., Hamiyet’in eskiden birlikte olduğu Çetin Gençay tarafından ateşli silahla vuruldu. Feriye olay yerinde hayatını kaybetti, Hamiyet ise ağır yaralandı.
Faili aynı silahla intihar etti. - Sakarya’da 35 yaşındaki 3 çocuk annesi Sehle Gündüz, işlettiği güzellik salonunda birlikte olduğu Serdar Sert tarafından ateşli silahla vuruldu ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
- Samsun’da 75 yaşındaki Naciye Y. evli olduğu Alzheimer hastası Osman Y. tarafından başına keserle vurularak öldürüldü.
Kadınlarımız herkesin gözü önünde öldürülürken, “can korkusu” ile kimse müdahale etmiyor, edemiyor.
Hal böyle olunca da, bu ülkede “kadın öldürmek” çok sıradan ve normal bir hal alıyor.
Neden mi?
Çünkü bu ülkede hala kadını koruyan etkili bir yasa yok…
Kadına yönelik şiddet münferit değil, sınıfsal ve siyasal bir meseledir.
Sosyal ve ekonomik yaşantı, bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımı, bireyin çocukluk dönemlerinde tanık olduğu ya da maruz kaldığı şiddet gibi birçok etken kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.
Bu kapsamda şiddetin yanında şiddeti doğuran sebepleri ortadan kaldırmak ve kadın cinayetleri ile etkin mücadele etmek için eşgüdümlü ve çok boyutlu çalışmaların yapılması önem arz etmektedir.
Her ne kadar kadınların maruz kaldıkları fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddeti ortadan kaldırmak ve şiddet faillerinden hesap sormanın en etkili yolu örgütlenerek mücadele etmekten geçse de verilen mücadeleler çoğunlukla sonuçsuz kalmaktadır.
Bu nedenle kadın cinayetlerinin önlenmesi ve kadınların yaşam hakkının korunması tüm uygun araçlar kullanılarak ilgili kurumların iş birliğini ve mücadelesini gerektirmektedir.
Kadına yönelik şiddet bütün dünyanın mücadele etmesi gereken, bir insan hakları ihlalidir. Küresel bir sorun olan şiddet, toplum açısından yıkıcı etkisi bulunan bir olgu olduğu gibi, toplumların huzurunu ve refahını doğrudan etkileyen yapısal bir sorundur.
Söz konusu mücadelede, ülkelerin etkin politikalar üretmesi ve kadınların güvenliğini sağlamak için yine de sivil toplum ile birlikte kapsamlı çalışmalar yürütmesi hayati önem taşımaktadır.
Kadına yönelik şiddet;
- Yaşam hakkı,
- İşkence ve kötü muamele yasağı,
- Özgürlük ve güvenlik hakkı,
- Fiziksel ve duygusal bütünlük hakkı gibi temel insan haklarının ihlal edilmesine yol açan bir insan hakları
Kadınların yaşam hakkını elinden alan kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddetin ulaştığı en uç noktanın yansımasıdır.
Her kadın cinayeti, kadınların kötü muameleye uğramama hakkına ve yaşam hakkına bir saldırı niteliği taşımaktadır.
İnsan onurunun temel alınarak insan hakları korunmalı ve geliştirilmelidir.
Herkesin eşit muamele görme hakkı güvence altına almak, ayrımcılığın önlenmesi, işkence ve kötü muamele ile etkin olarak mücadele edilerek bu haklar koruma altına alınabilir.
Gelin görün ki bakanlıklar -ne ilginçtir- sistematik bir şekilde kadın cinayeti verilerini tutmuyor ve paylaşmıyor.
Ancak her konuda olduğu gibi, bu konuda da herkes suskun ve sorular yanıtsız kalıyor.
Bu da “sükûtun ikrardan geldiğini” doğrular nitelikte olduğunu göstermektedir ve meşrulaştırılan cinayetler sonucunda, suçlular suçsuzmuş gibi sokaklarda geziyor.
Kısacası kadınlar ölürken, kadınları öldürenler cezasız bırakılmakla adeta ödüllendiriliyorlar.
Hazır yeri gelmişken…
Kadına Yönelik Şiddet Komisyon başkanlığına ‘TBMM Kadına Şiddet ve Ayrımcılıkla Mücadele Araştırma Komisyonu’ Başkanlığına seçildim. Hayırlı olsun.” Bu “ceviz kabuğunu doldurmayan” açıklaması ile Hulki Cevizoğlu’nun seçilmiş olması sizce kadınların kendilerini güvende hissedebilmelerine ne derece yardımcı olacaktır?
Dünyada, özellikle Türkiye ve Arap ülkelerinde kadın kimliğinin hunharca zarar gördüğü acımasız bir dönemden geçmekteyiz.
Oysa ne demişti gelmiş geçmiş tek dünya liderimiz Mustafa Kemal Atatürk?
“Kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir. Kadınlar toplum yaşamında erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.”
Atatürk söylev ve demeçlerinde bu sözleri dile getirirken, günümüzde işlenen cinayetlerin cezasız kalması sonucunda toplum “idam cezasının” geri gelmesini istemeye başladı.
Çünkü sokaklardaki taciz ve tecavüz olaylarının artmasından, faillerin ise ön kapıdan alınıp arka kapıdan salınarak ortalıkta cirit atmalarının toplum üzerinde yarattığı öfke, halkı idam cezasını isteme noktasına getirmektedir.
İdam cezasının geri gelmesi ise bir anlamda “şeriatın” geri gelmesi anlamına gelmektedir.
Kısacası “şiddete şiddetle yanıt verme” psikolojisinin yaratılması bir tür toplum mühendisliğidir.
Kadınlarımız, toplu taşıma araçlarına binmekten, asansör kullanmaktan, tenha yollarda yürümekten korkar oldu.
Şiddete uğrayan ya da öldürülen kadınlarımız ve yakınları -haklı olarak- faillerinin en ağır şekilde cezalandırılmasını istemekteler.
Ancak tüm çabalarının neticesiz kalmasından dolayı yaşadıkları yoğun üzüntü ve kızgınlıkları sonucunda -farkında olmadan- şeriat ister hale gelmeleri şaşırtıcı bir durum değildir.
Bu da kendi ellerimizle mevcut iktidara ülkemizi Afganistan’a, İran’a, Arabistan’a benzetecek anahtarı sunmakla sonuçlanacaktır.
Lütfen!
Tepemizde dolaşan kara bulutların farkında olarak adım adım yaklaşan tehlikeye karşı gözlerimizi açık tutalım ve geleceğimizin tehlikeye atılmasına alet olmayalım!
Bir ülkede kadınlara karşı davranışların niteliği, toplumun çağdaş değerlerle ve demokrasiyle ne ölçüde buluştuğunun en net göstergesidir.
Kadınlar ve erkekler arasındaki görev, sorumluluk, rollerin paylaşımındaki eşitsizlikler, toplumsal algılar, eğitimdeki çarpık anlayış, eşit olmayan güç ilişkileri, kadınların ikincilleştirildiği bir sosyal yapıya neden olmaktadır.
Hepimiz öncelikle bunun farkında olmalıyız ve ortaya çıkan toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadına karşı şiddet, sadece kadınların sorunu olmayıp, toplumun, insanlığın sorunudur.
Şeriat yanlısı cezalara rıza göstermek yerine öncelikle kadın özgürlüklerine karşı dayatmaların farkında olmalıyız.
Türkiye‘deki kadına uygulanan şiddet ve kadının eşitsizliğe maruz bırakılmasındaki en büyük etken, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk‘ün 1928 yılında çıkardığı Medeni Kanun’un hiçe sayılmış olmasıdır.
Yine kadının toplumdaki yerini edinmesini, erkeklerle eşit koşullarda var olmasını, çalışma alanlarında erkekle eşit maaş almasının ilk ve tek mimarı Mustafa Kemal Atatürk olmuştur ve ne yazık ki yanlış seçimler sonucunda günümüzde bu özgürlüklerden mahrum hale gelmiş durumdayız.
Aynı şekilde seçme ve seçilme hakkını, dünyada birçok ülkeden yıllarca önce, 1934 yılında elde eden Türk kadınının bugünkü özgürlüğü tekrar tekrar sorgulanmalıdır.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1979 yılında kabul edilen “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”ne (CEDAW) rağmen, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, dünya çapında yaygın bir sorun olmaya devam etmektedir. Bugün dünyadaki devletlerin üçte ikisinde kadınları hedef alan aile içi şiddet/ev içi şiddet yasalarla yasaklanmıştır.
Ancak hala 49 ülkede kadınları aile içi şiddetten koruyan yasa bulunmamaktadır.
Yine 37 ülkede tecavüz suçluları tecavüz ettiği kadınla/kız çocuğu ile evlenirse ceza almaktan kurtulmaktadır.
…devam edecek