YAZARLAR Zehra İpşiroğlu
12
14
16
18
30/08/2018 17:02
Rahatla ve Tadını çıkart!

Bir süredir Vancouver'deyim. Şehri geziyor üzerimdeki gerilimi atmaya  ve yaşadığım anının tadını çıkartmaya çalışıyorum. Ülkemi, ülkemin sorunlarını unutmak, her şeyden uzaklaşmak, uzaklaşmak...  Burada en önemli sözcükler: relax ve enjoy it. Rahatla ve tadını çıkart, İnsanlar arasında gerilim yok, saldırganlık yok. Günlük yaşamda herkes birbiriyle iletişim içinde. Birbirini tanımayan insanlar  güler yüzle sürekli birbirleriyle konuşuyorlar, ahbaplık ediyorlar.

 

 En dikkati çeken de çocuklar;  bağırma çağırma yok itişme kakışma yok, ağlama yok...yetişkinlerle çocukların rahat iletişimleri dikkat çekici.  Kimse elinde süşişesiyle ya da çorba kaşığıyla  çocuğun peşinden koşmuyor, polis amcaya söylemezsem ya da bak öcü geliyor gibi tehditler savurmuyor. Sanırım  sıradan bir Vancouverlinin yolu İstanbula düşse, çocukların da yetişkinlerin de çıldırdıklarını düşünürdü. Vancouverlinin gözünden İstanbul tam bir tımarhane olmalı. Ya Vancouverli dostumuz İstanbulun stresinden ve karmaşasından kaçıp  Köln'e gitse günlük yaşamda Almanların iletişimsizliği ve soğukluğu karşısında donar kalırdı. Neden kimse birbirine tatlı bir gülücük göndererek bakmıyor? Bu ceket size ne kadar yakışmış, hava ne güzel  gibi hoş bir şeyler  söylemiyor? Neden insanlar birbirlerine karşı bu kadar duyarsız ve sevgisiz? Neden günlük yaşamın hızlı ritmi içinde birbirlerini görmeden geçip gidiyorlar?  Sanırım bu sorular yakasını bırakmazdı.

 

Ama insan ilişkileri burada yüzeyselmiş. Varsın yüzeysel olsun ama saldırgan  olmasın. Varsın yüzeysel olsun ama yürekler buz tutmuş olmasın.  Ben öyle bir ülkeden geliyorum ki  gerilimi, saldırganlığı en yakın arkadaşımdan en uzak ilişkilere değin her an her dakika yaşıyorum. Öyle bir ülkeden geliyorum ki saldırganlığa ve şiddete karşı kendimi nasıl koruyacağımı bilemiyorum. ama yaşamın, yani dostlukların, arkadaşlıkların, birlikte çalışma ve üretmenin, paylaşmanın ve gündelik yaşamın akışı içindeki ilişkilerin  başka, bambaşka bir anlamı  ve değeri olmalı bunu yüreğimde hissediyorum.

Burada hayvanlarla ilişki de çok güzel. Hasta ve yaşlı, kör ve topal  köpeğini bir bebek arabası içinde gezdiren genç bir adam, kedisine ışıklı bir tasma takarak  gezmeye çıkan bir kadın, bahçesinde bir kokarca besleyen bir delikanlı, denizde yüzen samurlarını büyülenmiş gibi seyreden çocuklar, martı çığlıkları.

Ve insana değecek kadar alçaktan uçan kazlar; yavruları yumurtadan çıktıktan sonra onları alıp kaz yuvasına götürüyorlar, yavrular  orada sıkı bir eğitimden geçip uçmayı öğreniyorlarmış. Yavrularla ilgilenen kazlar, yani öğretmen kazlar  ise sürekli  değişiyorlarmış.  Karşılıklı iletişime ve dayanışmaya dayanan ilginç bir eğitim ve sosyalleşme süreci.

 

Vancouver'de çeşitli kültürden gelen insanlar bir arada yaşıyorlar. Sarı saçlı Kanadalılar, kızılderililer, siyahlar, Hintliler  ve uzak doğulular. Halkın yüzde kırk beşÇin kökenlilerden oluşturuyor. Sarı kumral saçlı uzun  burunlu ve çekik gözlü çiftler özellikle göze çarpıyor. Avrupada nedense ayıp sayılan bir soru siz nereden geliyorsunuz? sorusu burada her an her dakika gündemde. Nerden gelirsen gel hoşgeldin kültürünün içindesin çünkü. Ama Türkiyeden geldiğimi söylediğimde " ah sizin de başınızda bir Trump var' diye bana neredeyse acıyarak bakan bir Kanadalı’yı unutamıyorum. Kanadalıların en nefret ettikleri ve en çok karşı koydukları politikacı Trump. Yirmi yıönce buraya geldiğimde Kanadalıların Türklerden haberleri bile yoktu. Şimdi iyice ünlü olmuşuz. Buna sevinmeli miyim?

 

Buranın belki de en temel özelliği  doğaya bağlılık ve çevre bilinci.  Stanley parkta bir gezinti yapmanız yeter bile.  Ağaçlar, bitkiler, ışık büyüleyici. Sanki Bir masalın içine girmişsiniz gibi.  Grotesk biçimlerde tuhaf ağaçlar kızılderili sanatının nasıl ortaya çıktığını çok somut gösteriyor.

Kanadalılar kızılderili sanatına  özellikle önem ve değer veriyorlar.

 

Buraya ilk geldiğimde bu kadar çok gökdelen yoktu. Ama kentin modernleşmesi cam gökdelenlerle ve bol yeşil alanla, parklarla, ormanlarla çok güzel gelişmiş.

En heyecan vericisi ise Fly Over Canada filmi. Uçak benzeri bir salona giriyor, tıpkı uçakta olduğu gibi konutlar eşliğinde bağlanıyor, çantalarımızı koltukların altındaki filelere yerleştiriyoruz. Sonra oturduğumuz koltuk öne doğru savruluyor ve birden kendimizi  gökyüzünde buluyoruz. Yavaş yavaş  yükselerek bulutları yarıyoruz, gürleye gürleye akan Nevada şelalesinin üstünden geçerken üzerimize serin su damlacıklarıgeliyor, buz dağlarını aşarken soğuğu iliklerimize değin hissediyoruz, kayalıkları, vadileri, yaylaları baş döndürücü bir hızla aşıp Toronto'nun üstünden geçerken ayaklarımız nerdeyse gökdelenlerin çatısına değiyor. Bu dijital yolculuğa ilk çıktığımda  çarpıntıdan öleceğim sandım, tansiyonum herhalde yirmilere çıkmıştır. Kurguyu insan kurgu olduğunu bildiği halde nasıl oluyor da gerçek gibi yaşıyor? Beynimiz nasıl işliyor, nasıl tepki veriyor? Yarının insanları kurgu ile gerçeğin içiçe geçtiği, yani  saf gerçek diye bir şeyin olmadığı bir yaşamın içinde mi bulacak kendini ?İnsanın bilmediği, bilemeyeceği  şeyleri merak etmesi gibi ben de en çok bunu merak ediyorum.

 

Buradaki yaşam ideal mi? Yaşamadığıma göre bilemem. Ama gerilim ve saldırganlığın olmaması gerçekten çok ama çok iyi geliyor insana. Sanırım bu konuda Vancouverlilerden öğreneceğimiz çok şey var. Düşünüyorum da  Şimdinin Gücü” ve Varolmanın Gücü” kitaplarının yazarı felsefeci  hocam Eckardt  Tollenin burada yaşaması, kitaplarını burada yazması da  rastlantı olmasa gerek. Vancouver insana inanılmaz bir huzur veriyor.

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :