YAZARLAR Zehra İpşiroğlu
12
14
16
18
13/02/2017 21:16
Gülmenin çeşitli boyutları ve renkleri üzerine

İnsan gençken hiç yoktan her şeye gülebiliyor. Sözgelimi bir kaç arkadaş bir araya geliyoruz, birbirimizle laflamaya başlıyoruz, bir süre sonra inanılmaz neşeli bir hava oluşuyor. Birbirimizle şakalaşıyoruz, eğleniyoruz, espriler baş döndürücü bir hızla birbirini kovalıyor, sonunda öyle bir an geliyor ki her şeye gülebiliyoruz. Ne hoş bir duygu değil mi? Öylesine rahatlatıcı ve keyif verici ki...Gülerken insan bütün gerilimini korkularını, kaygılarını atıyor, sadece  o anda, yani gülme anında odaklaşıyor. Ben de  belli bir saygı sınırı aşılmadığı sürece arkadaşlarımla buluşup bol bol gülerek hoş zaman geçirmeyi gençliğimden beri çok severdim, hala da çok sevdiğim için bu tür fırsatları hiç kaçırmamaya çalışırım. Saygı diyorum, çünkü aşırı sululuktan  ya da en beteri eşek şakalarından hiç hoşlanmam,  bunları gülmenin ya da güldürmenin yozlaşmış biçimleri olarak görüyorum. Yaşamda her şey dengeye bağlı, gülme de. Bu denge korunduğu sürece de gülme yaşam sevincinin bir ifadesi...

Gülme duygusunun nasıl oluşuyor? İnsan kendini çok rahat duyduğunda, keyiflendiğinde, arkadaşlarla birlikte olmanın doyasıya tadını çıkartabildiğinde, gülmeye çok yatkın oluyor.  Gerçekten de arkadaşlıkları, dostlukları pekiştirici belki de  en önemli olgu birlikte gülebilme yetisi....En azından ben bunu böyle hissediyorum, çünkü birlikte doyasıya gülemediğim biriyle ilişkimde  onu sevsem ve saysam  bile  mutlaka eksik kalmış,  yaşanılmamış birşeyler vardır, paylaşamadığım bir şeyler....

Öte yandan kendimizi gerilimde ya da baskı altında duyduğumuz anlarda da gülme duygusuna kapıldığımız oluyor. Buda sanırım kendi iç dengemizi bulmamız açısından önemli.Sözgelimi okula gittiğim yıllarda öğretmen ders anlatırken sıra arkadaşımla fısıldaşıp  kıkırdamaya  bayılırdım. Öğretmen bize dik dik baktığı ya da bizi uyardığı anda da güldüğümü belli etmemek için neredeyse sıranın altına girerdim.  Ders sırasında gene arkadaşımla gözgöze geldiğimde gülmekten patlamamak için kendimizi güç tutardık. Ders aralarında da  öğretmenlerin taklitini yapar, gülmekten yerlere yatardık. Kimi kez bir öğretmenden  çok korktuğumda, onu olmayacak bir kılıkta sözgelimi don  gömlekle ya da  üstünde otlayan kuzular  ya da zıplayan tavşanlar olan olan alacalı bulacalı bir pijamayla ya da  ayak  parmakları delinmiş eski püskü çoraplarla  gözümün önüne getirdiğimde gülmekten  neredeyse mideme kramplar girerdi, bu arada da korkum da anında dağılıverirdi.  Çok sevdiğmiz bir oyun da ‘Kim kimi güldürecek?’ oyunuydu. Bu oyunda büyüklerle  ilgili olmayacak öyküler uydurur, bunları gerçekmiş gibi büyük bir ciddiyetle oynayarak anlatırdık birbirimize. Anlatılanlar ne kadar komik olursa olsun, oyunun kuralı  kesinlikle gülmemekti. Kim gülmeye başlarsa oyunu yitirmiş olurdu.

Sanırım  okul sistemi ne kadar baskıcıysa karşı koyan bir güldürü anlayışı da doğal bir tepki olarak o kadar kolay oluşabiliyor.  Çocukların ya da gençlerin  öğretmenlerle takma adlar takmalarının, onlarla kimi kez acımasızca  dalga geçmelerinin ya da onları işletmelerinin temel nedeni de bu olmalı.  Gülmece ustamız Rıfat Ilgaz ‘Hababam Sınıfı’nı  bozuk bir eğitim sistemi içinde  ezilen gençlerin sesini ne güzel dile getirir.Çığırından çıkmış bir okul anlatılır ‘Hababam Sınıfı’nda.Astığı astık kestiği kestik bir emekli polis olan müdür, öğrencilerin dünyasından fersah fersah uzak öğretmenler, türlü muziplik ve şaklanbanlıklarla okuldaki tutsak yaşamı yaşanılır hale getirmeye çalışan öğrenciler…Hababam Sınıfı toplumuzun neredeyse küçük bir modeli gibi. Üçkağıtcılık, sahtekarlık, ispiyonculuk, ezbercilik, baskı her şey vardır  bu okulda.  Rıfat Ilgaz’ın mizahı  eğlendirici olduğu kadar düşündürücü de.Gerek kendi çocukluğunda gittiği yatılı okulda yaşadıklarıyla, gerek öğretmenlik yıllarındaki deneyimiyle  kaleme aldığı okul yaşantıları otoriter eğitim sisteminin çarpıklığını tüm vuruculuğuyla gündeme getirdiği gibi bu sistemi var eden toplumsal koşulları da sorguluyor.

Öte yandan gülmenin bir de çirkin yüzü olduğunu gözardı etmememiz gerekiyor.  Başkalarını küçük görmek ya da aşağalamak amacıyla gülmeden sözediyorum. Gülme de eğer  hiç bir eleştirel ya da sorgulayıcı boyutu olmadan sadece başkalarıyla alay etme anlamına geliyorsa, kolaylıkla ötekileştirmeye dönüşebiliyor. Bu tür bir gülmenin çok sorunlu olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki bir kaç kişi bir araya  geldi mi hemen herhangi bir nedenden dolayı dışladıkları kişiyi  alaya alıverirler.

Ben çocukken  üç çocuklu Amerikalı bir aile bitişikteki eve taşınmışlardı. Shirley benim yaşımda küçük bir kız, Hugh ağbeyisi, Jonnie ise küçük kardeşleriydi. Yeni arkadaşlar bulmanın sevinciyle onlarla  oynamak için sevinç içinde dışarıya fırladığımda, Hugh bir kovboy gibi lassoyu atıp beni kıskıvrak yakalayıp yere yuvarladı. Ben iplerden kurtulmak isterken büsbütün dolanıverdim. Aptallar gibi yerlerde sürünürken  üç kardeş ise anlamadığım bir dilden bir şeyler söyleyip gülmekten yerlere yatıyorlardı.  Kendimi binbir güçlükle kurtarıp da eve döndüğümde hayal kırıklığım gerçekten çok büyüktü.  Ama kin tutmadığım ve  arkadaş canlısı bir çocuk olduğum için sonraki günlerde de onlarla  oynamaya çalıştım. Yine de   bu çocuklarda  beni çok tedirgin eden bir şey vardı. Ne oynarsak oynayalım, oyunun en heyecanlı anında, genellikle de ben kazanmak üzereyken,  aralarında İngilizce bir şeyler konuşup beni dışlıyıverdikleri gibi, ne konuştuklarını  anlamadığım için de  alaya alıyorlardı. Böylece oynadığımız oyunların sonunda ne olursa oluyor, ben hep kurban rolüne itiliyordum. Bu nedenle de onlardan uzak durmayı yeğ tutuyordum, ama Shirley  onlarla oynamam için yalvarıp yakarıyor,  dahası şeker, çikolata gibi armağanlarla beni kazanmaya çalışıyordu. Ama  yumuşayıp da onlarla oynamaya başladığım anda da ağızımın payını fazlasıyla alıveriyordum. Shirley’in yalnız olduğu bir gün, ben de onu bir arkadaşımla yakalayıp taklitini yapıp alay ettiğimi, sonunda Shirley’in ağlaya ağlaya evine gittiğini anımsıyorum.  Bu çocukluk anısı, çocukların da ellerine fırsat geçtiği anda birbirlerini nasıl kolaylıkla ötekileştirebildiklerini gösteriyor. Gülmek bu bağlamda acımasız bir ezinç aracına dönüşüyor. Ne  yazık ki insanların birbirleriyle ilişkilerindeki bu acımasız davranış yalnızca çocuklara özgü bir şey değil.

Bir başka önemli  nokta da  günümüz eğlence endüstrisinde gülmeye verilen önemli yer. Basit gülmece showları, diziler, reklamlar, stand up komediler, boyalı basın çoğu kez sadece bir gıdıklama işlevi görerek en alt düzeyde bir gülmece anlayışına hizmet ediyorlar. Neil Postman ‚Ölesiye Eğleniyoruz’ adlı yapıtında medya kültürüyle yoğurulan çağımız insanının nasıl her şeyi ucuz bir eğlenceye dönüştürerek düşünme ve duyumsama yetilerini giderek yitirdiğini dile getirir.  Günümüzdeki eğlenme endüstrisinin belki de en temel ilkesi ‚düşünmeyi bırak, eğlenmeye bak’ görüşünü ilke edindiğini görüyoruz.Nitekim ‘Hababam Sınıfı’ gibi  bir mizah romanının bile filim uyarlamalarıda sulu bir güldürüye dönüştürülerek yergisel özelliklerini yitirdiğini görüyoruz.

Oysa karşı koyan bir mizah anlayışı çok farkı bir şey. Bunu en usta biçimde gerçekleştirenler de Rıfat Ilgaz ya da Aziz Nesin gibi gülmece ustaları, gülmece yazarları, ünlü komediyenler ya da karikatüristler. Aziz Nesin’in  en sevdiğim kitaplarının başında da  yetişkinlerle çocuklar arasındaki sorunları irdelediği mektup romanı ‘Şimdiki Çocuklar Harika’ geliyor. Çocukken, gençken, ileri yaşlarda kaç kere bu kitabı kimi kez kahkahalarla gülerek, kimi kez  buruk bir gülme duygusuyla içim burkularak okumuşumdur.  Kuşkusuz  yetişkinlerin gülmesi çocuklarınkinden azıcık farklı.  Çocukken bu kitapta kendi yaşamımdan çok şey bulduğum gibi gülme aracılığıyla  iyice rahatlayabiliyordum. Şöyle camı açıp da temiz havayı soluma gibi  harika  bir duyguydu bu. Yetişkin okuyucu olarak aynı   kitabı  çocuklarla ilişkilerimizdeki bozuklukları ya da eksikleri irdeleyen  bir taşlama olarak okudum. Gerçekten de  Aziz Nesin ezberci okul sisteminden kız erkek ayırımcılığına, çocukları yarış atına çeviren anne ve babalardan vatan millet sakarya edebiyatına değin çok çeşitli sorunlara değinerek yetişkinlerin çocuklarla ilişkilerindeki iki yüzlülükleriyle öyle güzel alay  eder ki bu kitapta, ben de kaç kez  okuduğum bu kitabın  yıllar sonra  dayanamayıp devamını  bir mail/ roman (elektronik mektuplaşma romanı)  olarak yazmaya karar verdim. Böylece günümüz çocuklarıyla yetişkinlerin ilişkilerinin  gündeme getirildiği ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’yı yazdım.Tipik bir mizah kitabı olmayan, ancak yaşama  sorgulayarak ve gülerek bakan bu  kitap çok sevildi ama gene de   bu kitaptan da, çocuklar ve yetişkinler için yazdığım diğer kitaplarımdan da tedirgin olanlar da oldu.  Neden mi? Sihirli gözlüğü kullanmasını bilmeyenler, başka deyişle, ‘düzenin koruyucuları’ gülmece, taşlama  türü bir bakıştan özellikle rahatsız olurlar. Bu yaşadığımız düzenin kurallarını ne derecede içselleştirmiş olduğumuza bağlı olan bir şey.

Düzenin koruyucuları kimler mi?  Aslında herkes. Çünkü  en başta yöneticiler, politikacılar ve eğitimciler  olmak üzere  büyük küçük, yaşlı genç herkes böyle bir görevi  kolaylıkla üstlenebilir. Bu yaşama nasıl baktığımıza bağlı olan bir şey.

Düzenin koruyucuları  doğrudan gençlere seslenmesine ve onların gerçeklerini gündeme getirmesine karşın,   Aziz Nesin’in ‚Şimdiki Çocuklar Harika’sı da Rıfat  Ilgaz’ın ‘Hababam Sınıfı’nda okullara girmesini engellediler.Nitekim Bakanlığın çıkardığı 100 temel eser listesine baktığımızda, gençlerin dünyasıyla uzak yakın ilgisi olmayan binbir çeşit kitap gündeme gelirken, doğrudan onların gerçeğini dile getiren taşlama türü kitapların bilinçle dışlandığı görüyoruz. Gülmece alanında da Nasrettin Hoca öykülerinin dışında bir şey göze çarpmıyor bu listede.

Gülmecenin taşlama ve yergiye dönüştüğü anda  sistemi sorgulayan tehlikeli bir silaha çevrildiği bilinen bir gerçek. Bu nedenle de en büyük yergi ustalarının, yazarların, karikatürcülerin  baskılı toplumlardan çıkmasının raslantı olmadığını görüyoruz. Baskının olduğu yerde  taşlama önemli bir savunma aracı olarak yeşeriyor. Bizim toplumuzda da  bu nedenle gülmece anlayışının çok gelişmiş .  Yapıtları nice diller çevrilen  mizah yazarlarımız ve uluslararası düzeyde  karikatürüstlerimiz  olduğu gibi  gündelik yaşamımızda da gülme ve gülmece önemli  bir yer tutuyor.

 

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :