YAZARLAR Semra Atasoy
12
14
16
18
27/02/2017 18:11
Bir kadın öldü

Sessizce yanıma yaklaştı, tedirgin ürkek çekingen bir hali vardı. Etrafımızda kimse olmamasına rağmen fısıltıyla konuşuyordu. Korku içine öyle işlemiş ki, duvarlar kapılar duyar da başına bir iş gelir diye korkuyordu sanki.

Adını sordum, fısıltıyla Aysel dedi, o kadar sessiz söylemişti ki emin olmak için tekrar sordum, Nermin dedi.

Şaşkınlıkla baktım, ben mi yanlış duymuştum, o mu yanlış söylemişti. Şaşkınlığımı görünce kulağıma doğru eğildi ve “hayatım tehlike altında, devlet tarafından kimlik bilgilerim değiştirildi, tüm geçmişim silindi. Adımı ben de karıştırıyorum,” dedi.

Karşımda iç yaralayıcı bir öykü durduğunu anlamıştım. Koluna girdim, tenha bir masaya geçtik. Korku öyle içine sinmiş ki sırtını duvara dayayabileceği sandalyeye oturdu hızlıca. Orada kendini bir derece güvende hissedebiliyormuş gibi duvara dayandı. Gözü kapıdan girenlerdeydi.

Ecelini bekler gibi, Azrail’i gelecekmiş gibi…

Soru sormaya dahi korkuyordum. Belki cevapları duymaya korkuyordum. İnsanlarla hiç konuşmasam dahi yoğun acı korku hüzün gibi yaşamış oldukları duygularını daima içimde hissetmişimdir. Yine, karşımdaki kadının yaşadığı yoğun acıyı hissediyordum ve anlatacaklarını duymak da istemiyordum aslında.

Uzun bir sessizlik oldu. O, anlatıp anlatmama kararsızlığını yaşıyordu. Ben, bekliyordum sadece.

Garson çay getirdi, elindeki bardağı masadaki sessizliğin ortasına bıraktı. Aysel veya Nermin, garsonun uzaklaşmasını bekledi. Çocuk, gözden kaybolunca bardağa uzandı bir yudum içti.

“Sizi bu hale nasıl bir yaşam koydu, burada korkacağınız bir şey yok merak etmeyin,” diyebildim. Bir insan, bu kadar korkutulmamalıydı şu dünyada.

“Gerçek adımı ben bile unuttum Semra Hanım, herkese farklı farklı isimler söylüyorum. Belki ardımdan bana sesleniyorlar fakat dönüp bakmıyorum bile. Kime hangi ismi verdim hatırlamıyorum ki.”

“Size verilen kimlikteki ismi söyleyin sadece. Hem böylece aklınız karışmaz.”

“O ismin de beni bulduracağından korkuyorum. Katilim her fırsatı değerlendiriyor bana ulaşmak için.”

“Katilim derken, katiliniz kim?”

“En sevdiğim, biricik aşkım, kavuşmak için ne badireler atlattığım eşim.”

“E peki ne oldu da sizin aşk masalınız, bir faciaya dönüştü?”

“Psikolojik hastaymış meğer yolda yanımdan yürüyerek geçen tüm erkeklerden dahi kıskanıyordu. Dayak, benim için nefes almak gibi normalleşmişti artık. Yürürken zeminden ses çıktı diye dayak yediğim çok oldu. Bir gece sarhoştu. Gece yarısı eve geldiğinde onunla ilgilenmedim diye öyle bir dayak yedim ki, çocuklarım uyandı, onlar da aynı şiddete maruz kalınca çıldırdım. Çocuklarım benim kaderimi yaşamak zorunda değillerdi. Sabaha karşı biraz derman geldi ayaklarıma. Kalktım, yüzümdeki kanları sildim. Çocuklarımı giydirdim. Sarhoş kanepeye sızmış. Onu uyandırmayalım diye sessizce çıktık evden. Yanımdaki naylon poşette doldurabildiğim birkaç parça çocukların eşyaları vardı yalnızca. Doğruca karakola gittim, beni ve çocuklarımı kurtarın diye komiserin ayaklarına sarıldım. Kadın sığınma evine yerleştirdiler. Uzun zaman sonra ilk kez o gece uyandırılıp dayak yemeden yattım. Sonrası daha acı bir hikâye Semra Hanım.”

“Kurtulamadınız mı kocanızdan?”

“Kurtulamadım, sığınma evinden çıktık çocuklarımla bir eve geçtik. O adam öyle tehditler ediyor ki, kızım okula gitmeye korkar olmuştu. Oğlum, yaşadıklarımıza dayanamıyordu. Ben erkeğim, annemi kardeşimi nasıl koruyamıyorum, diye ağlıyordu. Bir gün babası olacak o katil, oğlumu bulmuş, yolun ortasında öldüresiye dövmüş. Senin ananı da kardeşini de öldüreceğim, demiş. Çocuğumu yolun ortasında çuval gibi ağzı burnu kan içinde bırakmış. Çevreden koşmuşlar, su içirmişler. Biraz kendine gelmiş. İki elini cebine koymuş ağlaya ağlaya yürümüş gitmiş. Ona su veren bakkal anlattı.”

“Şimdi nasıl oğlunuz, psikolojik destek alıyor değil mi?”

Karşımdaki yaralı yürek sustu. Gözyaşları sessizce akmaya başladı. Öyle suskundu ki, sessizliği haykırıyordu acısını.

“Yürüye yürüye köprüye gitmiş atlamış Semra Hanım. Atlamış.”

Hayatın, dakikaların saniyelerin donduğu andı o an. Nefes dahi alamadım. Hani insanın yüreğine bir hançer saplanır ya, o an gerçekten o acıyı hissettim.

Kelimeler biter, sözler donar ya, tükendim.

Ağlaması dahi sessizdi. Yüksek sesle ağlarsa yakalanacakmış gibi içini çeke çeke sessizce haykırıyordu.

Konuşamadım.

Diyemedim hiçbir şey.

Bir anne, çocuğunun hayata olan isyanında ölümü seçmesini nasıl kabullenebilirdi ki?

Yaşama nasıl devam ederdi bir daha?

Nefes alabilir miydi?

Gülebilir miydi artık?

Bir kadın, bir çocuk bunları yaşamalı mıydı?

Etrafımızda ne hayatlar akıp gidiyor farkında bile değiliz.

Kadınlarla ilgili çalışmaların yürütüldüğü bir çalışmanın başkanlığını yapıyorum, yazar olduğumu öğrenenlerin yazayım diye anlattığı öyle hikâyeler duyuyorum ki, hep merak ederdim bu televizyonlardaki dizilerde konuyu bu kadar nasıl abartmayı başarıyorlar diye.

Meğer abartmıyorlarmış…

Artık şımarık insanlara, hayatın kendine sunduğu güzellikleri fark etmeyenlere hiç tahammülüm yok. Hemen yanı başımızda öyle acı dolu hayat öyküleri yaşanıyor ki farkında dahi değiliz.

Hatta umurumuzda da değil çoğumuzun.

Biraz farkındalık, biraz destek olalım çevremize. Bu dünya üzerindeki sınavımız insanlığımız sadece

İnsan öyküleri gerçekten yaz yaz bitmez, ve yazmaya ömrüm yetmez.

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :