YAZARLAR Semra Atasoy
12
14
16
18
12/07/2017 08:05
15 Temmuz

Bu tarih, Türkiye’nin hafızasından asla silinmeyecek ve sürekli konuşulup tartışılacak.

Fırtınaları ve kasırgaları ile ünlü Amerika’da fırtınaları inceleyen bilim insanlarının kullandığı bir deyim vardır; fırtınanın gözü.

Kasırganın ortasında kaldığınızda bulunduğunuz noktaya fırtınanın gözü denir. O noktadan etrafınızı net göremezseniz ve zarar da görmezsiniz fakat fırtına geçtiğinde verdiği hasarla yüzleşirsiniz.

Şu an yaşadığımız durum tam da bu, darbe girişiminin Türkiye’ye verdiği zarar zaman içinde ortaya çıkacak.

15 Temmuz akşamı köprüde kalanlardan biri de bendim. Saat akşam 19.00 civarı boğaz köprüsüne yan yoldan girdiğim anda güvenlik görevlileri yolu kapatmış herkesi geri gidin diye uyarıyorlardı. Yanımda kurstan bir arkadaşımla, Üsküdar’daki eğitimden dönüyorduk. Biz neler olduğunu anlamaya çalışırken silahlar patladı ve köprüden top atışları geldi. O an anormal bir durum olduğunu anladık ve geri geri yola çıkmaya çalıştık. Yolda trafik bir anda kilitlendi. Herkes çılgınlar gibi koşturuyor, biz ne olduğunu anlayamıyorduk.

Yanımızdan geçen boynunda basın kartı olan birine sorduk ve panik halde DARBE OLUYOR, diye haykırdı.

Öyle şaşkın baktık ki, aklını yitirmiş dedik. Köprünün ayağında yolda kalmış karşıya geçmenin yolunu araştırmaya başladık. Trafik adım adım ilerliyor, insanlar çılgın gibi koşturuyor. Sosyal medyaya yazdım saat 19.30 ve “darbe oluyor sanırım, herkes kendine dikkat etsin, garip bir durum var şu an köprüde.” Takipçilerim anında yorum yazmaya durum sormaya başladı, yakınlarım telefonla arıyor, telefonlara cevap veremiyordum.

Köprülerin kapatıldığını anlayınca deniz yoluyla karşıya geçelim dedik fakat deniz ulaşımının da durduğunu öğrendik.

Arabayı bırakıp Marmaray’la geçelim dedik, o da durdurulmuş.

Aklımı yitirmek üzereydim, ailem karşıda kalmıştı ve ben karşıya hiçbir şekilde geçemiyordum. Yanımdaki arkadaşım beni sakinleştirmek için espri yapıyordu, “sakin ol Rusya üzerinden Balkanlara ve Edirne’den Türkiye’ye gireriz, ailene kavuşursun.”

Karşıya geçemeyeceğimizi anlayınca kalabileceğimiz yakınlarımızın yanına gidelim dedik. Arkadaşım indi ve yürüyerek gitmeye karar verdi.

Arabada yalnız kalmıştım.

Köprüye yakın oturan kuzenimi aradım. Saat 22.00 olmuştu. “Darbe oluyor ve karşıya geçemiyorum, size geliyorum,” dediğimde yaşadığı şokla benim ne dediğimi tam anlayamadı. Artık tüm akrabalarım ve ailem benim köprüde kaldığımı ve geri dönmeye çalıştığımı öğrenmişti. Telefonum hiç susmuyordu. Şarjı azalınca acil aramalarda lazım olur diye kapattım, yolda trafik kilit haldeydi, yakıt bitmesin diye klimayı da kapattım.

Etrafımdaki insanlar çılgınlar gibi marketlere ve bankamatiklere doğru koşuyordu.

Saat gece yarısı olmuştu ve hala yoldaydım. İnsanlar çılgınca sokaklara çıkıyordu, silah sesleri geliyordu ve ezanlar başladı.

O an gerçekten çok kötü hissettim. Sabaha belki de vatan elden gitmiş olacaktı.

Nasıl bir sabaha ve Türkiye’ye uyanacaktık?

Ailemi görebilecek miydim?

Darbeyi kimler yapıyordu?

Hiçbir şey bilmiyordum.

İlk kez vatansız kalmanın verdiği acıyı hissettim. Öyle karanlık, öyle dehşet, öyle harap edici bir duygu ki, hala her sela duyduğumda aynı paniği yaşıyorum.

Ve saat 02.00 da kuzenime ulaşabildim.

Her ezanda “vatanımızı koru Allah’ım,” diyerek uykusuz geçen gecenin sabahına ulaştık…

Bu vatanın ne kadar değerli olduğunu o gece hepimiz bir kez daha anladık.

Kaybettiğimizde gidecek yerimiz olmadığını bilmeliyiz ve kaybetmemek için gerekli tedbirleri şimdiden almalıyız.

O geceden sonra şu ara en büyük paniğim Suriyeli misafirlerimiz.

İnanılmaz olanaklar sunarak ülkemizde konuk ediyoruz. O kadar kalabalık geldiler ki ve çocuk doğurma oranları öyle yüksek ki, bir süre sonra misafir değil vatandaşımız olacaklar.

Kendi dillerini kültürlerini gelecek kuşaklara aktarmak için okulları olacak.

Mafyalarını oluşturacaklar, iş kollarında kendi vatandaşlarına öncelik verecekler. Sınavsız girdikleri üniversitelerden mezun olduklarında belki de direk devlet yönetimlerine atanacaklar. Kendi siyasi partilerini kuracaklar.

Gücü elde ettikleri her yerde kendi vatandaşlarını yerleştirecekler ve bir süre sonra bir bakacağız ki tüm hayat damarlarımız onların elinde.

Yıllarca tüm uyarılara rağmen Fetö’nün devletin can damarlarına nasıl torpille adam yerleştirdiğini izledik, aynı olayı bu kez belki de Suriyeliler yapacak.

Bir kez canımız yandı, vatanımızı kaybetme tehlikesini sarsıcı bir şekilde hissettik. Aynı hataya düşmemeliyiz ve gerekli tedbirleri almalıyız.

Devlet duygusal kararlarla yönetilmez.

Anadolu bizler için kıymetli, vatanımız çok değerli, lütfen dikkat edelim, geleceğe evlatlarımıza sağlam temeller üzerine oturtulmuş bir devlet ve vatan bırakalım.

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :