YAZARLAR Rukiye Üstündağ
12
14
16
18
02/10/2018 19:56
Dünya gittikçe daha da yabancılaşıyor

Konuşamıyoruz, dinlemiyoruz. Kendi sorunlarımızı, acılarımızı, hatalarımızı, kavgalarımızı unutmak için hep başka bir kurban ya da kurbanlar seçerek, başkalarının canlarını yakarak besleniyoruz. Onlar acı çekene kadarda yılmıyor ve her yolu deneyerek hedef şaşırtıyoruz.

Nede güzel anlatıyoruz kendi kötülüklerimizi bir başkası üstünden. İşimize geldiği kadar, çıkarlarımıza uygun olmayanları seçiyoruz kurban olarak. Kinimizi, kıskançlıklarımızı kusuyoruz yüzüne güldüğümüz insanların arkasından bir başkasına anlatırken.

Ürettiklerimiz tükettiklerimizin yanında çok masum kalıyor. Kime güvenelim. Kendimize mi! Hayır. Bende, sende, oda hepimiz aynıyız. Bunun adı DEDİKODU (Çekiştirme)

Masum bir yorum ağız değiştirerek öyle bir hal alır ki kişiler arasında, küçükken oynadığımız ‘kulaktan kulağa’ oyunlar gibi ilk söylenenle son söylenen arasında dağlar gibi farklılıklar olur. Ben beyaz için masumluk derim bir başkası beyaz için kefen der.

Kimi zaman gülüp geçtiğimiz duyumlara kimi zaman ciddi zararlar görürüz. Önyargıda dedikodunun kardeşidir. Hiç tanımadığımız biri hakkında, hatta yüzünü görmediğimiz kişiler için bile öyle acımasız oluruz ki sırf yakın bulduğumuz biri onu sevmiyor diye bizde direk delete (silme) tuşuna basarız. Onu bırakın tanımayı birden bire can düşmanınız oluverir. Düşmanı düşmanımız olan dostluk sandığımız ilişkilerimiz vardır.

‘Ben onunla konuşmuyorum, sakın sende konuşma.’  Olur meeee…e…yetişkinler işte anlaşılması çok zorlar. Neden büyümekte, olgunlaşmakta bu kadar zorluk çekiyoruz ki. Kendi kalıplarımızı benimseyip bir başkasının dünyasını değiştirmeye çalışıyoruz. Sonrada onu beğenmiyoruz. Herkesi olduğu gibi kabullensek. Keşke…

Hatalarımızla, doğrularımızla, zayıflıklarımızla, egolarımızla kendimizi sevebilsek. Dünyanın sorunu bu değil mi. Biz en akıllı canlılar, insanlar, beynimizi sevgi ve saygı üzerine geliştirebilsek. Bize yapılmasını istemediğimiz şeyleri başkalarına yaşatmasak.

Açlık olur mu, savaşlar olur mu, kavgalar, açgözlülükler, kötülükler, psikolojik savaşlar olur mu. Evlilik için önce can atıyoruz, sevgili bulmak için, peki ya sonra. Fedakarlıklar işkence oluyor, alt dan almalar imkansızlaşıyor, saygısızlık, huzursuzluk başlıyor. Boşanmalar acımasızca bir savaşa dönüşüyor. Çocukları düşünen olmuyor. Sanal hayatlarda anlık paylaşımlarla duygular çürüyüp gidiyor.

Bir eli pantolonunun içinde bir eli klavyede leyla ile mecnun oluyor sahte ilişkiler. Bir elinde içki kadehi devamlı hayatı sorgulayan bir boşluk. İç dibine kadar ama 24 saatte 24 ayrı yerde yer bildirimi yaparak yemek artıklarını toplumun gözünün içine sokan ve yaşadığı çöplüğü paylaşmayıp kendine ait olmayan mekanlarda, görüntü kirliliği yaşatan,  biz insanlar değil mi! Ellerinde babalarının bir maaşı kadar eden telefonlarla, gittikleri mekanlarda iki lafı bir araya getirip konuşmayı bilmeden, asosyal, tembel, beceriksiz insanların an paylaşımları ise içler acısı. Sosyal paylaşım sitelerini kimse lütfen kötülemesin.

Onlar bizlerin kimlikleridir. Birbirimizi tanımamız için, paylaşımlarımıza bakmak yeterli, yorumlarımıza bakmak yeterli. Yıllardır tanıdığımızı sandığımız insanların gerçek iç dünyaları birer çarşaf gibi karşımıza çıkmadı mı. Sapkınlıklar, egolar, siyasi dengesizlikler, arayışlar ve kayboluşlar.

Dünya gittikçe daha da yabancılaşıyor. Kötülüklerimiz aynalardaki yansımalarımızdır. Kim suçlu, kim suçsuz. Hepimizin bu çorbada tuzu var ve hiç kimse bir diğerinden masum değiliz. Sadece kavgalarımızın amacı farklı. Tek ilacı ise kitap okumak. Eğitim seviyesi ne olursa olsun kitap okumak demek kilometrelerce uzaktan sizi güneş gibi parıldayan bir elmasa dönüştürecektir. Bir çoğumuzun öyle olduğuna eminim. Sadece üstümüzdeki tozları bir sanatçı hassasiyeti ile silelim ve parlatalım. Gözler kamaşsın.       

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :