Erdal Yıldırım, “Az mı gittik, uz mu gittik? Yeni Vakıfların 50 yıllık hikâyesi”

30 Ekim 2017 Pazartesi 16:00
12
14
16
18

Vehbi Koç Vakfı Genel Müdürü Erdal Yıldırım, Yeni Vakıflar Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin 50’inci yılında vakıflar üzerine yaptığı kapsamlı araştırmaları “Az mı gittik, uz mu gittik? Yeni Vakıfların 50 yıllık hikâyesi” başlıklı kitabında bir araya getirdi. Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç’un önsözüyle başlayan kitap, Osmanlı vakıflarından günümüze, geniş bir tarih aralığında, vakıf kavramına, Erdal Yıldırım’ın deyişi ile ise “Kurumsal iyiliğe” dair pek çok konuya yeni bir sayfa açıyor. Erdal Yıldırım şöyle diyor: “Vehbi Koç’un azmi ve liderliğiyle hazırlanan vakıflar yasasının 1967 yılında yürürlüğe girmesi üçüncü sektörde bir dönüm noktası oldu. 2067’ye elli yılımız var. Çocuklarımızın ve onların çocuklarının güçlü, özgür, öz güveni yüksek, yetkin insanları istihdam eden bir üçüncü sektör görmesini istiyorsak hep birlikte çalışmamız, sivrilmemiz ve evrilmemiz şart.”

Vehbi Koç Vakfı Genel Müdürü Erdal Yıldırım’ın ikinci kitabı “Az mı gittik, uz mu gittik? Yeni Vakıfların 50 yıllık hikâyesi” Yapı Kredi Yayınları’ndan yayınlandı. 2012 yılında Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Bana Yönetim Kurulunu Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim” kitabıyla sivil toplum örgütlerinde gönüllü veya profesyonel olarak çalışanlara önemli bir kaynak sunan Erdal Yıldırım bu kez vakıfları odak noktasına aldı. Erdal Yıldırım bu kitap çalışması için Koç Holding’deki Vehbi Koç özel arşivine girdi ve ülkemizde vakıfçılık tarihini şekillendiren yazışmalardan, Vehbi Koç Vakfı’nın bugünlere uzanan hikayesinde yer alan bazı özel notların gün ışığına çıkmasını da sağladı. Yedi bölümden oluşan kitapta Osmanlı döneminden başlayarak bugüne uzanan geniş bir aralıkta vakıfçılık tarihinin kilometre taşlarını aktaran Erdal Yıldırım, hayırseverlik kavramına bakıştan, ülkemizdeki vakıflar ve dünya vakıfları arasındaki kırılımlara uzanan geniş bir konu aralığını da okuyucuya sunuyor. Kitapta Erdal Yıldırım’ın Kaya Şahin, Suat Ballar, Tevfik Başak Ersen, Dr. Yılmaz Argüden, Prof. Ali Çaroğlu, Filiz Bikmen ve Hakan Altınay ile gerçekleştirdiği söyleşiler de yer alıyor. Erdal Yıldırım, bu kitap çalışmasını 2016 yılında ziyaretçi akademisyen olarak gittiği Stanford Üniversitesi’nde tamamladı.

“Vergi ödemek ne kadar kutsalsa, hayırseverlik de o kadar önemlidir.”

Erdal Yıldırım’ın Vehbi Koç Vakfı İdare Heyeti Başkanı Semahat Arsel’e ithaf ettiği kitabın önsözünü Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç kaleme aldı. Rahmi M. Koç önsözünde özetle şu ifadelere yer verdi: “Vehbi Koç hayırseverliği, halktan aldığının bir kısmını yine halka geri vermek şeklinde tarif ederdi ve yaptığı yardımlardan büyük keyif alırdı. Her işte olduğu gibi hayırseverlikte de, bir disiplin, bir sistem, bir hedef olmasına inanırdı. Onun içindir ki, Vakıflar Kanununu çıkarmak için hiç bıkmadan, usanmadan uğraştı. ‘Vergi ödemek ne kadar kutsalsa, hayırseverlik de o kadar önemlidir’ derdi. Bu konuda da birçok kişi ve kuruluşa örnek olmuştur. Okumak üzere elinize aldığınız bu kitabın yazarı da benimle aynı fikirde; Türk vakıfları, Vehbi Bey’in açtığı yoldan giderek, bu günlere geldiler. Vehbi Bey yalnız kendi Vakfı kanalı ile değil, başka sivil toplum kuruluşları kanalı ile de memlekete ve halka faydalı olmaya hizmet vermeye inanırdı. Yeni Vakıflar Kanunu’nun 50. yıldönümünde, Vehbi Koç Vakfı Genel Müdürünün böyle bir kitap yazmasını hem takdir ediyor, hem de anlamlı buluyorum.”

“Vehbi Bey öngörüsünde haklı çıktı.”

Erdal Yıldırım, Yeni Vakıflar Yasası’nın 50’inci yılında son verilere göre ülkemizde yaklaşık 5 bin adet vakfın faaliyet gösterdiğini anlatırken, Türkiye’nin ‘Yeni Vakıfları’ üzerine yazılan bir kitabın Vehbi Koç’a ait şu alıntıyla başlamasının uygun olacağını anlatıyor: “Bir işte başarılı olmak için yılmadan çalışmak ve işin peşini bırakmamak lazım. Biz de bunu yaptık. Şuna da eminim ki benden sonra birçok işadamı bu şekilde vakıflar kuracak ve memleket bundan büyük faydalar görecektir. Vehbi Koç, 17 Ocak 1969.” Erdal Yıldırım, bu notu aktardıktan sonra şöyle devam ediyor: “Bahsedilen ‘iş’ Vehbi Koç Vakfı’nın kuruluşu. Vehbi Bey, ‘işin peşini’ tam on sekiz yıl boyunca bırakmamış. İşin bu kadar uzun sürmesinin nedeni mevcut yasaların Vehbi Bey’in hayal ettiği şekilde bir vakıf kurmasına uygun olmaması. Uzun uğraşlar sonucu hazırlanan 903 sayılı Yeni Vakıflar Kanunu 24 Temmuz 1967 günü Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş. Kanunun işaret ettiği tüzüğün zamanında hazırlanamaması ve başka nedenlerden ötürü Vehbi Koç Vakfı’nın kurulması için on sekiz ay daha beklenmesi gerekmiş. Çoğu zaman olduğu gibi Vehbi Bey yine öngörüsünde haklı çıkmış; birçok işadamı kendisini örnek olarak vakıflar kurmuş ve ülkeye hizmet yolunda önemli adımlar atılmaya başlanmış.”

“Bugün sayısı 5.000’i aşan yeni vakıftan çok azına gerçek anlamda vakıf diyebiliriz.”

Erdal Yıldırım, “Bugün sayısı 5.000’i aşan yeni vakıftan çok azına – TEV ya da VKV – gibi gerçek anlamda vakıf diyebiliriz” de derken sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bizim vakıflarımız genel tanımıyla ‘kâr amacı gütmeyen kuruluşlar’ olarak adlandırılabilir. Bunun altını çizelim. Yaşamak için sürekli kaynak yaratması, bağış toplaması gereken bir kurumu ne batılı, ne doğulu anlamda bir vakıf olarak tanımlayamayız.”

Kitabında Türk Vakıflarıyla Dünya Vakıfları arasındaki farklılıkları da ele alan Erdal Yıldırım, “Türk Vakıflarıyla Dünya Vakıfları arasındaki ilk önemli kırılmanın da ‘misyon’ konusunda yaşandığını düşünüyorum. Tabii ki her ülkede, Türkiye’de de, iyi ve kötü örnekler olacak. Ancak ortalama bir Türk vakfına baktığımızda göreceğimiz şey çok ama çok geniş tanımlanmış bir amaç manzumesidir. Her zaman söylediğim gibi, çoğu vakfın resmi senedinde yazılı amaçların hepsini gerçekleştirmesi imkânsız olduğu gibi, bir tanesinde kesin başarıya ulaşması bile oldukça güçtür. Ortalama bir Avrupa ya da ABD vakfına baktığınızda ise faaliyet alanı konusunda da, coğrafi ve/veya demografik hedef kitle açısından da çok daha net tanımlanmış sınırlar görürsünüz. Doğru misyonu birçok kişi gibi ben de bir uzun yol gemisinin rotasına benzetirim. Başlangıç noktasındaki küçük bir sapma sizi nihai hedefinizde çok farklı limanlara götürebilir. Ülkemizdeki vakıfların ve derneklerin net ve odaklanmış bir misyon tanımı yerine bulanık ve dağınık bir amaçlar manzumesiyle yola çıkmasının benim görebildiğim kadarıyla iki nedeni vardır: Birincisi ‘aşırı iyimserlik’. İkincisi ise ‘yanlış uzmanlık’.”

 

 

 

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :



+ Benzer Haberler
» Karşıyakalı kadınlar seramiğe can veriyor
» Kış Depresyonu Kapıda mı?
» Söz çocukta
» Dünyanın en ünlü üç boyutlu çizim ustasını canlı izleme fırsatı
» Koç Üniversitesi Rahmi M. Koç Bilim Madalyası sahibini buldu
» “SincApp” ile işverenler ve serbest çalışan uzmanlar güvende olacak
» Rahmi M. Koç Müzesi koleksiyonu yeni objelerle büyüyor
» Liyakat konuşuyor: Zorunlu arabulucuk
» Gençliğime Dokunma “Uçurum”
» Türkiye ve İsveç’ten “babalık” manzaraları Ankara’da buluştu!
» Göstergeler ne anlatır?
» Kara Cuma’da karalar bağlamayın!
» 5 Yıldızlı Belediye
» #efsanecuma
» En güzel sandviç öğretmenim için
» Ford Snowboard Dünya Kupası 3. Kez Erciyes’te
» Bu projede hayat var
» Geleneksel Satranç Turnuvası sonuçlandı
» Ödüllü illüzyonist LEE ALEX İstanbul’a geliyor!
» İşverenler de aile içi şiddete duyarlı olmalı
» Vizyon Turizm etkinlik yönetimini yeniden tanımlıyor
» En çok mesaj atan erkekler listesinde Türkler dördüncü oldu
» Kadına şiddete İzmir tepkisi
» Şiddet,çocuklarda öğrenilmiş çaresizliğe neden oluyor
» Dijitalleşen dünyanın trendleri belli oldu