YAZARLAR Özlem Uzun
12
14
16
18
02/12/2018 08:47
’’O defter kapandı’’ deriz, oysa kapanmaz....!
Şüphesiz yıllar sonrasını planlarken, 
5 dakika sonrasını hesaba katmadık!
 
Kasım ayının ilk günleri akşam sularında İstanbul’da öyle bir yağmur yağdı ki, şiddetinin tavanında sudan çıkmış balığa dönerdiniz. Ben bu alameti kıyamete Kadıköy meydanın ortasındaki belediye banklarında yakalandım.
En yakın ağaçlara uzaktan bakarken, yerimden kalkmanın anlamsızlığını biliyordum.
Normalde olsa hazırlıksız yakalandığım bir yağmurun her saniye azalacağına inanan biri olarak, kapalı bir alana sığınırdım, bu sefer kendimi doğaya teslim etmekte sakınca görmedim.
Olan olmuştu, iliklerime kadar ıslanmıştım.
 
Bu sırada bir şemsiyeci yanıma geldi.
 
-10 lira abla dedi;
 
Sudan çıkmış balık halime eğilip bakıp, satacağı küçük plastik şemsiyesinin neyime ilaç olacağından tam olarak emin değil bakışı attım. 
O da beni süzdükten sona bana hak vermiş olacak ki gülümsedi.
Beni bilirsiniz vara yoğa gülümserim, bu kez sadece çaresizce yüzüne bakmayı tercih ettim.
Bir müddet sonra yapacak bir şey olmadığı kanaatiyle, metro istikametine doğru bileklerime kadar su içinde, yokuştan aşağı yürüdüm. İş çıkış saatine yakalanmanın sıkıntısıyla vagona kendimi atmamla zar, zor tutunacak dal bulmanın mutluluğuna eremeden, sağ olsun bir bayan merhabadan önce suratıma, sonra üstüme başıma, bakıp fütürsuz bir tutumla;
“Ay bu ne hal? İleride durun, beni de ıslatacaksınız?” diye iteledi,,  niyeyse bu yaklaşıma çok hayret etmedim.! 
 
Toplu taşım araçlarında insani duyguların tamamen rafa kalktığını,
İstanbul'a ilk geldiğim yıllarda, toplu taşıma araç yazısız kurallarını bir, bir ezberlettiklerinde mecburen öğrenmiştim, kendilerini sanırım bir, iki damla suyla ıslatmamam, Zatürre ile olan dansımdan daha mühim olmalıydı...
Muhtemel kendi içinde güzel bir kalp taşıyan ve türlü dertleri olan dış yansıması bana hoş gelmeyen bir kadındı...
"Kapaklar kitapları her zaman yansıtmaz, kenara koymadan içine bir bakmak lazım!" felsefesiyle derinlere dalmışken;
 
Yeterince olgunluk göstermediğim taktirde karşımdakinin (kim olduğu önemli değil)
"gözünün üzerine  yumruğu indirip,, itelemek öyle olmaz, böyle olur demek istesemde 5 dakika sonrasını hayal ederek vaz geçtim. 
 
Kısacık da olsa bana hayatta sevmediğim insan davranışlarını hatırlattı. Bir yandan da insan ilişkilerinin bu zamanda nasılda  çürüdüğünü sorgular hale geldim.
Canım şemşiye satan genç neredeydi, iyi giyimli kendisinden umulmayacak kadın nerede!
Kasım ayı içerisinde,  yukarıda anlattığım, üç ardışık günde daha önce görmediğim üç kişiyle olan hikayeler birden aklıma geldi. 
İnsanlarla iletişimde Kör nokta'nın tanımının da o an için doğruyu görememek olduğunu daima savunurdum. 
 
O an bir saniye de olabiliyor, bir ömür de sürebiliyor.
 
Biraz yaklaşın lütfen, bu diyeceklerim bence mühim;
 
Çocukluğumda rahmetli babam ve arkadaşlarının sohbetlerine sık sık katılır ve onları dikkatle dinlerdim.
Sohbet konuları çoğunlukla konu komşudan eşe dosta, dönemin ticaret hayatından sosyal faaliyetlere uzanır ama genelde insan odaklı olurdu. Çok şey öğrenmişim!
Bir gün babam bana,
- “Prensesim, hayatta başarı ve ustalaşmak insanı tanımakla olur. Bunun gerçekleşmesi için de, insanın önce kendini tanıması gerekir. Püf noktası da, insanın eksilerini ve artılarını bilmesidir. İnsan sürekli düşünüyor olmalı ve bilgi peşinde yürümelidir” demişti. 
 
Gençliğin verdiği boşvermişliği rahatlığı olsa gerek, o gün için bu sözlerin üzerinde pek durmamıştım.
Ama sonraları çok iyi anladım.
 
“Kafamda şöyle bir denklem oluştu;
Kendini anladığın, tanıdığın oranda başkalarını objektif tanıyorsun ve çözüyorsun.
Hayatı da anlamlandırıyorsun!.
 
“Hayat'ın bir sanat olduğunu kabul ediyorsun... 
 
Yine de, yeniden, birlikte büyüdüğün 
her şey, 
herkes, 
her heves, 
sana tekrar hatırlatmak için başucunda ve iyi ki de öyle. 
Bir değil bir çok kez düşmek, kanayan kabuklarınla -velev ki yaralandın- yine de koşmak,
her yeni gün yeni bir umuttur ve belki de öyledir diyerek ne geçmişi ne de geleceği konuşmamak öyle bir kıvılcım ki hayat kurtarır...
 
İyi ki var arkadaşlar, dostlar, hatta tanımadığın insanlar, İyi ki var o yolculuklar, diyebilmek,,,, 
 
Boynuna doladığın tüm kalkanları bir kenara bırakıp oturduğun o uzun masalar,
konuşmadan anlaştığın, gözün dolduğunda bilen -bu kız neden duygulanır diyen
burada güvendesin, burada Prenses’sin,  hatta kraliçesin burada hayat çok güzel diyebilenler ile an'ı yaşamak, an da kalmak... 
İşte şimdi bir nefes daha alıp, yağmurda iliklerine kadar ıslanabilir, suyun dibinden yüzebilirsin...
 
Kör bir noktada asılı kalmış ve aslında hiç kaybolmamış tüm ihtimaller, tüm belki’ler  5 dakika sonrasıını hesaplıyamadığımız olaylar ağır, ağır çıkar suyun üzerine....
 
Mesela; ezberden konuşanları, sadece kendi konuşanları, yalnızca aklındakilerini anlatanları, tanımadığı insanlara saygısızca davrananları, egosu şişikleri, ve karşı tarafı anlamaya çalışmaya çaba göstermeyenlerden uzak durmayı. 
Bu manada dayandıysan "kahramansın" ve bu yendiğin manasına gelir...
 
''Evren bir insana denk getirdiği gibi ondan uzaklaştırmayı da bizlere bırakmıyor”.
Yeter ki biz de kör noktaları uzatmamayı bilelim..
.
Bazen yaşadıklarımızdan dolayı ''o defter kapandı'' deriz, oysa kapanmaz....! 
 
Defterler, kitaplar açıp, açıp okunmak içindir, bizler unuturuz .!
 
Yaşam yolumuzda yanımızda kimlerin var olacağını hesaplamak gafletiyle oyalanıp dururken
Şüphesiz, 5 dakika sonrasını hesaba katmayan yine bizleriz.....
 
 
 
Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :