Modern çağın Dervişi’nden insanlığa ve aşka yolculuk

18 Şubat 2017 Cumartesi 14:00
12
14
16
18

Röportaj: Dilara ERTÜRK

Çapa Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde eğitimini tamamlayan, lidersiz iyilik hareketi için çalışan ve yaşadığı tüm olumsuzluklara karşı mutlu olmanın yollarını paylaşan modern çağın Robin Hood’u Metin Hara bütün kültürel renklerin dışında hepimizin buluşabileceği bir alan var diyor… İnsana Güven kurucusu ve Yol, Dem kitaplarının yazarı Metin Hara ile Swissotel’de keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Okurken kendi yolculuğunuza çıkacaksınız…

“Yeni kitap hayatımda özel olan kişi için”

“Bugün bir yerlerde yaşanan kötülükler senin, benim, hepimizin yüzünden”

“Gerekiyorsa hormonlu domates yiyin ama organik düşünün.”

“Hayal dediğiniz şey yarının gerçeğidir”

Metin Hara Kimdir, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Üsküdar Amerikan Koleji mezunu olduktan sonra Çapa’yı bitiriyor ve yaklaşık 16 senedir sürekli eğitim veriyor. “Metin Hara kimdir?” sorusu, aslında okuyucuların kendi kendilerine sorması gereken bir soru. Cevabı; aslında geçmişte yaptıklarımız değil, an içerisine sığdırıp kader olarak şekillendirdiğimiz, attığımız adımlar. “Metin Hara kimdir?”i ben hem arıyorum hem oluşturuyorum ve tamamen en dipten, yokluktan, değersizlikten gelen birinin aslında insanların hayatına dokunan mütevazi birine dönüşmesi için çalışıyorum. Bu tanımın kelimelere sığmayacak bir şey olduğunu, ancak yaşamla anlatılabileceğini düşünüyorum.

Sevginin ve düşünce gücünün bilimsel olarak neler yapabildiğini uygulamalı bir şekilde anlatıyorsunuz. Neler uyguluyorsunuz? Neler ortaya çıkartıyorsunuz?

Kişisel gelişim sadece ve sadece toplumun yüzde beşlik kısmına hitap eden bir şey. Bugün dünyada yaklaşık 45 bin tane inanç sistemi var, farklı binlerce kültür var. Benim mesajım bütün bu sıfatların ve öğrenilmişliklerin ötesinde olmalıydı. Çünkü ben çocukluğumdan beri söylüyorum; ben doğduğum dünyaya ölmeyeceğim, daha iyi bir dünyaya öleceğim. İnsanların ilgi alanlarına, kültürlerine, yörelerine göre bir şey yapamazdım. Yapabileceğim tek şey vardı; ortak sağduyum, kalp ve zihin. Orada yapabileceğimiz şey bilime sığınmaktı. Benim anlattığım şey, inanıp inanmamaya göre değişen bir şey değil. Sen inansan da inanmasan da bu kalem yere düşecek, yer çekimi diye bir şey var. Ben de insanlara orak bir paydada buluşabilecekleri bir alan yaratmalıydım. O yüzden ben bu eğitimleri pek çok ülkede veriyorum. Herkes aynı şekilde bilimsel, fiziksel, zihinsel sonuçlar aldı, zaten iddiam bu. Bütün kültürel renklerimizin dışında hepimizin buluşabileceği bir alan var. Bu eğitimler içerisinde Sufizm’den de bazı şeyler var, modern tıptan da, bedensel aktivitelerden de... Hatta Uzak Doğu tıbbı da var, Eskimo öğretilerinden de var... Evrensel bir dilde, her birimizin zıtlıklarıyla uyum yaratabileceği bir alan oluşturabileceğimi düşünüyorum. Mesela Sufi nefesi topraklarımızın yaşattığı çok değerli bir kültür. Bunun bilimsel arka planını ilk kez biz deneye tabi tuttuk ve inanılmaz sonuçlar aldık. Bilimin bize sunduğu zihinsel bir teknik var, insanların düşünce gücüyle ilgili bir şey yapıyoruz. Hemen ardından benim “mind shift” dediğim tamamen Batı odaklı zihinsel durumu kırmak için mutsuz anlarımızdan çıkabilmek için yaptığımız bir teknik var, zihnimizi kıracak bir hareket... Hemen ardından kalbi eksene almak için benim kendi kalbime doğmuş bir zihinsel, duygusal çalışma var. O yüzden bizim için temel amaç şu; bunun bir ilgi alanı olmadığını, bunun bir kişisel inanç alanı olmadığını, bütün insanoğlunun ortak bazı değerlerde yürüyebileceğini kanıtlamak.

Bu zamana kadar düzenlediğiniz eğitimlerde şaşırtıcı ne gibi sonuçlar aldınız?

Açıkçası şaşırmıyorum. Ben zaten insanoğlunun kendi sağlığıyla ilgili üzerine düşeni yaptığı sürece ne kadar büyük mucizeler alabileceğini biliyorum. Panik ataklı insanların değiştiğini gördüm, boşanamayan, şiddet gören insanların bir anda boşanabildiğini gördüm. Değişimleri insanların kalbi eksenine göre yapmasına çok alışığız. Sosyal medyaya baktığımda, şu hastalığım vardı bu oldu, bu hastalığım vardı şöyle hissediyordum böyle oldu, gibi yorumlar alıyorum. Çünkü bu benim kalben inandığım ve bilimle kanıtladığım bir şey. Benim için o insanlar mesajımın yaşayan kanıtları. O yüzden şaşırmak yerine, insanlığa ve bana bunun yapılabileceğini kanıtladıkları için onlara müteşekkir oluyorum. Başarı; insanlığa dair bir iyilik hareketi yaptırmak... Bu bütün dünya için böyle. Bu potansiyeli harekete geçirmelerini gösterdikleri için onlara ayrıca binlerce kez teşekkür ederim... “İnsana Güven” kendi kurduğum kurum... 2007’de Aşkın İstilası kitap serisinin ismi çok özel bir dizaynı vardır. İkisinin de dizaynında altını çizdiğim şey; lidersiz iyilik hareketleri. Dünyada ilk kez, lidersiz bir iyilik hareketi dünya kaderinin bir yönünü değiştirecek... Bu sadece benim değil, hepimizin mesajı...

Nedir bu sevgi ve düşünce gücü? Bizi nasıl etkiliyor? Nasıl yönlendirebiliriz kendimizi?

Bunu cümlelerle anlatmak gerçekten zor, çünkü hissedilen şeyler bunlar. İnsanlar genelde en büyük hataları, kelimelere hapsedilemeyecek duyguları, kelimelere hapsederek yaptılar. O yüzden ben her zaman kitabımda da söylüyorum; hakikat anlatılabilir değil anlaşılabilir bir şey. Okuyuculara veya katılımcılara her zaman için uygulamalar sunuyorum.

Hepimiz dibe vurabiliyoruz ve mutsuz olabiliyoruz. Siz insanları iyileştirmeye çalışıyorsunuz. Peki, sizi nasıl etkiliyor bu?

Şöyle bir şey söyleyeyim; kahramanlık hikayelerinde kahramanın kahraman oluşu kaderindedir. Ben kaderi kahramanlık olan hiçbir insan görmedim ama kahramanlar geçmişiyle kahraman olurlar. Aştıkları hastalıklarla, geldikleri ailelerle, yoklukla, sancıyla ve her birimizin kendine göre farklı bir kahramanlık hikayesi olduğunu düşünüyorum. Bu kahramanlık hikayelerinde lanet de var, acı da, herkesin kendine göre… Kimi yoklukla bir şekilde bunu deneyimliyor, kimi duygusal travmayla, kimi de yakın bir aile dostunun kaybıyla... Benim iki seçeneğim vardı; ya ilkelce davranıp yaralarımı sarmak için başkalarını yaralayacaktım -ki bu insanoğlunun ilk yapacağı şeydir- ya da başkalarının yaralarını saracaktım... Ben ikinciyi seçtim... Ve şu an, bunun kendi yaralarımı sarmakta da yardımcı olduğunu söyleyebilirim. O yüzden mükemmel bir geçmişim yok, hiç mükemmel bir insan değilim. Benim anlatmaya çalıştığım ve vermeye çalıştığım mesajda, insanlar kendi içlerindeki kahramanlıklarını acı doğrultusuyla, aşkla, mutlulukla, yalnız kalmakla bulayıp doğurabilirler. Evet, Metin’in gücünün tükendiği zamanlar da çok oluyor. Ama bu güç, yoklukla, hastalıkla pek tükenmiyor, yorgunlukla hiç tükenmiyor. Çünkü benim en büyük gücüm, insanlığa olan umudum ve inancım. Organize kötülük hareketlerini gördüğümde ve insanlığa dair inancım eksildiğinde gerçekten yorulmaya başladığımı hissediyorum. Bu Sırbistan’da Bosnalılar’a, İkinci Dünya Savaşı’nda Ruslar’ın kendi askerlerine, Hitler ve askerlerinin Musevi toplumuna yaptıklarını gördüğümde oldu. Çernobil reaktörü patladığında ve insanların orada kavrulduğunu gördüğümde de oldu. O yüzden, insanların ve hayvanların yaşamlarına saygısız davranıldığında duygusal biri olduğum için tökezliyorum. Bunun dışında tekrar yere düştüğümüzde dizlerimizi silkeliyoruz, ayağa kalkıyoruz ve yürümeye devam ediyoruz.

Nasıl hala umudunuz kalabiliyor? Nasıl silkeliyorsunuz kendinizi?

Bence insanlığın şu anki zihin yapısı onun doğası değil. Örnek vereyim; bugün siz kendi hayatınızda ciddi bir ilişkiye gireceksiniz ve bu Türkiye’nin birçok yerinde sıfatlara bağlı olarak şöyle oluyor: Şu yöreden mi geliyor gelin? Damat şu inançtan mı geliyor? Aileden mi geliyor? Alevi, Sünni, Şii, Musevi, Müslüman, Hristiyan, Ermeni, Rum, Sağcı, Solcu hemen sınıflara ayırırsınız. Bir bebekte bu yoktur. Bebeği koy bir parka, sen neredensin diye sormaz, önyargısı yoktur. Mesela yetişkin insanlar tanımadığı birinden nefret edebilir, çocuk tanımadığı birini merak eder. Nefret etmek diye bir şey yoktur ama çocuk merak ettiği sürece de sevecektir, gidecektir, uğraşacaktır, emek verdiğimiz yerde yeşerir her şey. O yüzden insanoğlunun doğasının bu olduğunu söyleyenlere bir cevabım var; bilimsel, gelişimsel ve psikolojik olarak söyleyebilelim ki, bir çocuğu cani hale getiren bizim toplumumuz, eğitim sistemimiz ve ona verdiğimiz mesajlar... İnsanoğlunun doğası iyidir.

Seminerlerinize katıldıktan sonra bireysel olarak sevgi ve düşünce gücüyle normal hayatımızı nasıl iyileştirmeye devam edebiliriz?

İnsanlar genelde Amerikan tarzı seminerler düzenliyor. Mesela ilişki semineri, iş semineri, sağlık semineri, verimlilik semineri, düşünce gücü semineri… Bizde böyle bir şey yok. Merkezi değiştirirsin, hepsi değişir. O yüzden iş hayatları da değişiyor, özgürlükler de değişiyor, arkadaşlık ilişkileri de... Sevgilileriyle kurdukları bağlar da değişiyor, kiloları da, parıltıları ve yaşlılık oranları da... O yüzden, eğitimlere talep bu kadar fazla... Bu insanlar gerçekten değişiyor ve diğerlerine söylüyorlar.

Yaşınız çok genç, peki bu kadar deneyimi nasıl elde ettiniz?

Uzak Doğu’da bir laf vardır; yaş, günü güne toplayarak hesaplanmaz. Ağladım, aşık oldum, üzüldüm, babamın ilacını bulmak için gece eczaneler aradım, hastane kapılarında bekledim, karda mahsur kaldım, üzdüm, üzüldüm, yaşadım... Yaşadıkça, emek verdikçe, insanların, herkesin gelişebileceğini ve geliştikçe paylaşacağını düşündüm. Ben kendim için farkındalık ve gelişim istiyordum, insanlara da bunu sundum ve sundukça da kendimi daha fazla geliştirdim.

“Şifacı Metin” unvanı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şifacı kötü bir şey değil; İngilizcesi “healer” ve aslında olabilecek bir şey ama ülkemizde bu konu, oldukça fazla sömürüldüğü için gerçekten böyle anılmak çok sevdiğim bir şey değil. Çünkü şifacılıkta şöyle bir his oluşuyor bende; doktorların yapacak bir şeyi yok, sen hastasın geliyorsun, ben bir hokus pokus yapıyorum iyileşiyorsun. Bende öyle bir durum yok... Benim yaptığım şeylerin, söylediğim şeylerin mantığa ters bir tarafı yok. Ben Türkiye’de birçok hastanedeki sağlık ekiplerini eğitiyorum, doktorlara eğitim veriyorum. O yüzden şifacılıktaki sömürüye açık ve acizden beslenen taraf bana hiç uygun değil. Modern tıpta kendi meslektaşlarımı bile eleştirdiğim nokta; hasta pasif kalıyor ve biz her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Ben diyorum ki; benimle yürüyeceksen ben sana neler yapabileceğini, neler sağlayabileceğini gösterebilirim ama adımı atmazsan benim etkim yüz üzerinden sıfır olacak. Ben kapıyı açarım dileyenler içeriye yürür. Ben, değişmek için bütün olmamız gerektiğini, yüzde birin bile dışarıda kalmaması gerektiğini düşünen bir insanım.

Hayal gücünüz nasıl? Sürekli hayal kurar mısınız? Ya da hayal kurmanın insanlar üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben hayal kurmam, hayali yaşarım. Hayal dediğimiz şey; yeterince emek verirsen yarının gerçeğidir... Benim ne ailem ne de etrafımdakiler 17 TL’ye açtığım; İnsana Güven’in dünyaya yayılabileceğini düşünüyordu... Burada amacım; iyilik hareketi yaparak adil bir şekilde yaşama şansının olduğunu göstermekti. İlla nehirleri yok ederek, insan hayatını hiçe sayarak, çalışanları sömürerek değil... Hep beraber birlikte bir şeyler yapılabileceğini göstermekti. Bu yüzden, evet ben hep hayal ederim ama bu hayaller gerçeklerden kaçış hayalleri değildir. O yüzden yeterince emek verildiğinde her makul hayalin, yarının hayali olsa da bugünün gerçeğine dönüşebileceğini düşünüyorum. Burada, insanların hayalperest dedikleri, gerçekten kaçan, uçuk profilden bahsetmiyorum... Mesela, telefon formunu kazanmadan evvel birinin hayaliydi, bunu söylüyorum.

“Hayatım tamamen değişti” diyen insanlara ne yapıyorsunuz da değişiyor hayatları?

Onlara dünyanın en büyük hazinesini sunuyorum; kendilerini. Gerçek kendilerini hatırladıklarında hayatları değişiyor. Örnek vereyim; şu anda modern insanın birçok aksiyonu, hareketi, aşk diye adlandırdığı şeyde, işinde, hayatında, kariyerinde, dostluklarında korku tarafından yönetiliyor. Korku bir insanın kim olduğunun ifadesi değildir. Çoğu zaman saldırgan insanlar kendilerini ifade ettiklerinde söylerler ama saldırganlık ne olduğunun değil ne olmadığının ifadesidir. Gerçek ifadeni sunmak istiyorsan aşkı denemelisin.

Yol kitabınızın ardından Dem de aynı başarıyla devam ediyor. Seminerleriniz için insanlar aylar öncesinden neredeyse kuyruğa giriyor diyebiliriz. Nedir bu işin sırrı? Bu genç yaşta elde ettiğiniz başarıyı neye borçlusunuz?

Bir insan, bir şekilde bir şey hissediyor, yurt dışına gidiyor, eğitimi alıyor ve diyor ki; bende böyle bir sertifika var gelin ben sizi eğiteyim. Şimdi onun ardındaki nedenle benimkinin arasında uçurum var. Donanımda da aynı şekilde uçurum var. Ben her gün gelişiyorum, her şeyi bildiğimi iddia etmiyorum ama insanların sahneye çıkma nedenlerini ve samimiyetlerini seyirci her zaman hissediyor ve bence bütün farkı yaratan bu his...

İnsana Güven diyorsunuz ve bir akademiniz var, bize bundan bahsedebilir misiniz? Her koşulda ve şartta insana güven söz konusu olabilir mi?

İnsana güven şuydu; ben ilk eğitime başladığımda kişisel gelişim merkezlerinde, yardım kuruluşlarında, otellerde ve belirli ufak lokallerde eğitim verdim. Şimdi benim istediğim etiklerle yürümüyor bu kişisel gelişimciler, sürekli hayal satıyorlardı ve hep bir şeyle para kazanmanın peşinde oldu. Ben istediğim kurguyu kuramıyordum ve seminerde yaratmış olduğum dünya dış dünyayla hiç birleşmiyordu ve bende kurtarılmış bir sistem inşa etmeyi amaçladım. Şuanda İstanbul’daki insana Güven’e gelebilir;  Kafe’de oradaki alanda oturabilir birileriyle muhabbet edebilirsiniz, dost edinebilirsiniz, sizi kucaklayarak karşılayan bir ekip ile karşılaşabilirsiniz ve bütün bunların bilimsel, ruhsal ve maddi olarak da sürdürülebilir olabileceğini göstermeye çalıştım. Yani artık insanların sadece seminer salonlarına ya da kitaplara hapsolmuş iyilik hareketleri değil gerçekten görünen iyilik hareketlerini hissetme ihtiyaçları vardır.  Biz sokakta kalan kimsesizleri geçen sene ellerimizle atkılar ördük onun dışında cebimizdeki paraları koyduk belirli dernekler aracılığıyla bir sürü palto aldık, sokağa gece çıktık o insanlara çorba dağıttık, paltolarını giydirdik, oturduk, konuştuk, bizde varız dedik, bu farklı bir şey. Çünkü insanların üşümesi fizikseldir. Güneş doğar geçer ama bu kadar insan bu kadar lüks içerisinde yaşıyorken sokakta birinin üşümesinin verdiği değersizlik duygusu bunun ölene kadar geçeceğini düşünmüyorum. Biz onu geçirmek için emek harcayanlardanız.

Günlük yaşamınızda kendi özel hayatınızı hiç tahammülünüz bitip öfkelendiğiniz bağırdığınız oldu mu?

Bağırdığım nadir. Yani hiç bağırmıyorum insanların kafasında şey oluşmasın benim hep vermek istediğim mesaj o mükemmel bir insan hiç değilim. Ama aileme, çalışma arkadaşlarıma, özel hayatımdaki insanlara sorarsanız hepsi gerçekten iyi, destekleyici bir insan olduğumu söyler. Eminim ki eksikler de vardır bunları da ifade ederler ama genel olarak yukarıya çıktım bir çocukluk arkadaşım bana böyle bir mesaj atmış erkek adam yani; şöyle oldu yanımda oldun, böyle oldu yanımda oldun, hastaneye gittik yanımda oldun, derdim oldu yanımda oldun senin gibi dostum olduğu için çok şanslıyım diyor. Aynı şekilde sevgilim de diyor dünyada gerçekten bu kadar beni mutlu edip onurlandıran biri yok beni olduğum gibi kabul ediyorsun diyor. Çalışma arkadaşlarım mükemmeliyetçi olduğum için işimde homurdansalar da birçok yerlerden teklifler alıyorlar hiçbiri bırakmıyor. Çünkü diyorlar ki; sana, bu deliliğine ve hayaline bizde inanıyoruz bizde bunu ucundayız diyorlar. Benim gördüğünüz çalışma arkadaşım Türkiye’nin en büyük holdinglerinden birinde gayet iyi bir pozisyonda çalışıyordu. Dedim ki bizim boyumuz onun milyonda biri değil ama gel sana ihtiyacım var. Tamam, Metin ne gerekiyor dedi bu kadar. Anlatabildim mi o yüzden kesinlikle sinirleniyorum ama sinirlendiğim şey ne oluyor? Mesela buradaki garson bir arkadaş gülümsemedi o zaman genelde şöyle diyorum herhalde sıkıntılı bir günü ama yanımdaki birine veya buradaki herhangi birine kaba davrandığında kibarca araya giriyorum. Örnek vereyim; bir gün bir dolmuşa bindim dolmuş 5 TL bir tane öğrenci geldi hakikaten başı önde dedi ki sınava yetişeceğim acil bir durum oldu geç kaldım 4 TL var yanımda. Ne olur dedi bunu kabul edin ama fısır fısır o kadar başı önde ki dedi ki çok özür dilerim bunu yaptığım için. Çokta mahcup bir şekilde söyledi hakikaten bunu kabul et demedi. Adam biranda bağırmaya başladı binme kardeşim o zaman biz Kızılay mıyız? Bana dedi o 1 TL dedi…  mesela o adama çok kızdım tuttum hemen adamın omuzundan al dedim bu 1 TL’yi sus artık dedim hiç bunu konuşma çünkü gerçekten çok alçalıyorsun dedim. Mesela böyle şeylere tepki veriyorum veya biri bir hayvanı işkence ediyorsa tepki veririm ama bu tepkinin ardında bir öfke olduğundan değil bir farkındalık olduğundan. En azından hayalimdeki Metin bu buna doğru her gün daha da yaklaştığımı görebiliyorum.

Dem’den sonra gelecek olan sürpriz bir çocuk kitabından bahsetmişsiniz o çocuk kitabında çocukların iç dünyasını mı anlatacaksınız bize birazcık ipucu verir misiniz?

Aslında hiç biri değil. Çocuk kitabıyla yetişkinler hep şunu düşündü çocuklara bir şeyler vereceğimi düşündü. Çocukların çocuklukları zaten özgür onları tutsak eden yetişkinler. O yüzden çocuk kitabını çocuklar da okuyacak ama yetişkinlerin hayatı değişecek. Çocuklar eğlenceli bir kitap olarak okuyacak ama yetişkin kişi sayfaları birer birer çevirdiğinde gözyaşlarını tutamayacak çünkü onun kalbindeki belirli yerlere öyle dokunuşlar yapacak ki aslında onun içindeki çocuğu anımsatacak. Yani bütün yaşayan insanlar için bir çocuk kitabı yazdım. İçlerindeki çocuklar ölmesin diye.

Peki, bu kitabı yazarken Leo’dan mı ilham aldınız?

Leo’dan ilham almadım. Buradaki ilham şuanda özel hayatımdaki birlikte olduğum kişiden alındı.

Kişilerin kendilerini anlama ve tanıma süreçleriyle alakalı ne düşünüyorsunuz? Yani ne zaman tam anlamıyla kendimizi keşfedebiliyoruz?

Hiçbir zaman. İnsanlar yol ne zaman bitecek diyor belki öldüğünde. Yani ama şimdi o kadar komik ki bana diyorlar ki; sonuç ne olacak? Bunun sonunda ne olacak? Bir sakin ol çünkü çok mantıksız bir şey söylüyorsun diyorum. Yaşamın da sonucunda öleceksin. Hani hep sonuca odaklanıyorsan ona odaklan ve hiçbir şey yapma. Ben diyorum ki; süreç ne olacak? O süreçte her seferinde daha da gelişiyor olacağız ve insanların da buna emek vermesi gerekiyor. Şimdi bana şunu sorduğunda ben cevap veremem aydınlanma noktası nedir dediğinde ben o noktada değilim. Aydınlanma süreci nedir dediğinde ben 12 yaşımdaki halimden bu yaşıma kadar içimdeki bir sürü karanlığı aydınlattım. Sana bundan bahsedebilirim.

Herkese ne yapması gerektiğini söylerken ki kıskançlığımız hakkında ne düşünüyorsunuz? Kişilerin ilerlemesi mi bizi kıskandıran en iyi olma dürtüsü mü nedir?

Bilimsel olarak beta beyin dalgası kitabımda bunu çok uzun uzun anlattım. Güvensizlik ortaya çıkıyor. Güvensizlik ortaya çıktığında etrafa daha fazla dikkat etmeye başlıyorsun. Yani etraftaki insanlar ve yaşam potansiyel tehdit içerdiği için etrafa daha fazla dikkat ediyorsun. Algı içeriden dışarıya kaymaya başlıyor. O zaman onun yukarıda olması kıyasladığın için senin aşağıda olman seni değersiz hissettiriyor çünkü içeride bir değer kurgun yok. Zenginim diyorsun oraya gidiyorsun adam daha zengin kendini fakir hissediyorsun. Hâlbuki zenginlik öyle bir şey değil. Çok açık söyleyeyim bende kıskançlık pek yoktur. Hiç yoktur demeyeyim ama hem ikili ilişkilerde hem kariyerimde. Mesela Azra Kohen’in yeni kitabı çıktı. Bir yerde oturduk ve sohbet ettik ben ‘helal olsun’ dedim.  Çok mutlu oldum Fi Çi Pi dizisi olacak diye ayrıca aradım kutladım.Yani arkadaşlarım mesela başarılı olsun çünkü benim mesajım zaten başarılı olmaları başarılı, mutlu, iyi hissetmeleri o yüzden ben öyle insanlar gördükçe mutlu oluyorum. O da yazsın onun kitabı da başarılı olsun daha güzel ben bunun mu derdine düşeceğim? Dünyada ben ne yaptıysam daha iyi yapan birileri vardır her konuda. Benden çok daha zenginler var, çok daha iyi kitap satanlar var yani ben onunla mı uğraşacağım ama var böyle hakikaten ben görüyorum.  O yüzden bu kıskançlığın tamamen korkudan tetiklendiğini söyleyebilirim. Korkuyu hayatından çıkarmak bilimsel olarak en azından azaltmak makul bir noktaya çekmek kolay.

Peki, kendimizi daha iyi iyileştirmemiz için bu röportajla birlikte insanlara güzel bir mesaj vermek istersek yarın yok evet bir zaman kavramımız yok ama bugün şuan için insanlar kendilerine ne yapmalılar? Her sabah kalktığımızda nasıl başlamalıyız ve sonrasında günü nasıl devam ettirmeliyiz?

Bu tam Amerikan on adımda nasıl zayıflarız mevzusu. Bunların işe yaramadığı yüzlerce yıldır belli zaten. İnsanlar hep hayatın matematiğini istiyor ama hayat matematik olduğu kadar bir sanattır da. O yüzden senin sabah kalktığında yaptığın şeyle benimki bir olmak durumunda değil ben o yüzden benim gibi ol hiçbir zaman demiyorum insanlara.  Ben kendime göre bütün bu farklılıkların ötesinde bir yol sundum insanlara ve onu kitaplaştırdım. Örnek vereyim; yol ve dem’i alanlar bir kitap okuyup kapatmayacaklar, o kitapların içerisinde pratik uygulamalar var. O uygulamaları  çocuksu olan da yapabilir, politikacı da yapabilir, CEO da yapabilir, temizlik görevlisi de yapabilir. Her birinin yapabileceği, her birinin birleşebileceği bir dizi uygulama var. Bu dizi uygulama bizim mutluluk oranımızı, algımızı, iletişimimizi, başarımızı, sağlığımızı etkilemek için şey yapılır. oradaki uygulamaları yapabilir daha fazlasını istiyorsa bize uğrayabilir istemiyorsa sadece kitaptan dünyanın dört bir yanında bir şeyler yapabilir. Şimdi kitabın İngilizcesi çıkacak Amerika’da, Almanya’da Almancası çıkıyor bir sürü yerde insanların kalbine dokunuyor olacağız.

Sizi nasıl bir kahraman olarak anacaklar?

Olmaya çalışıyorum. Ama şuanda insanlar diyor ki; bu yaşta ne kadar başarılısın hani kitap başarılı insna güven başarılı seminerler başarılı açıkçası atmam gereken adımların yüzde biri civarındayım ve benim hayalim başarılı olmak Türkiye’de bilinmek hiçbir zaman olmadı. Bütün dünyanın eksenini değiştirecek lidersiz bir iyilik hareketinin parçası olmaya çalışıyorum. O yüzden bunu gerçekleştirene kadar da pek fazla emek harcamaktan vazgeçmeyi düşünmüyorum.

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :



+ Benzer Haberler
» Türk Modasının Uluslararası temsilcileri
» Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi
» Ünlü Oyuncu Betül Arım’ın en büyük hayali: “Sevgi ve Sanat Çiftliği” kurmak
» Kahkaha ile kalın
» Ayşe Tolga: “Yiyecek seçimlerinde hata yapıyor olabilirsiniz”
» “Sanat Basına Yansımıyor”
» Güzel spiker canlı yayında
» Burcunuza göre eğitim ve kariyer planlamanız nasıl olmalı?
» Bass: " Türkiye’nin güçlü, demokratik ve barış içinde olması bizim de yararımızadır."
» Türkiye güzeli Açalya Samyeli Danoğlu Röportaj...
» Göç,Dram,Hüzün ve İki Yaka Yarım Aşk...
» Moda tasarımcısı Selma Çilek güzellik sırlarını anlattı
» “Ayrılan Kadınların El Kitabı”
» İsrail Büyükelçisi Eitan Naeh, Türkiye- İsrail ilişkilerini anlattı
» İdil Fırat: “Aşık olduğum adam gözlerinin içiyle gülmeli”
» HülyaNida Şahin’den kadın-erkek ilişkilerine çarpıcı bir yaklaşım “Zavallı erkekler” kimin eseri?
» Bensu Soral: “Hayvanları Sevmeyen İnsanlara Hayatımda Yer Vermiyorum”
» Ben sen’im ve sen ben’sin
» Türkiye serbest dalış rekortmeni Şahika Ercümen: "Suyu gördğüm an gülme hissim uyanıyor"
» Rekorlarla dolu serüven; İpek Soylu
» Kanada Büyükelçisi Chris Cooter
» "Seneye çocuk düşünüyoruz"
» Yeşilçam’ın yakışıklı jönü Ediz Hun
» Güzelliğiyle büyüleyen Açalya Samyeli Danoğlu: Podyumda yürümek beni mutlu etmedi...
» ‘Hayat Şarkısı’nın Süheyla’sı Seray Gözler ile Röportaj…