Hint Okyanus’undaki Cennet-6

03 Mayıs 2017 Çarşamba 18:00
12
14
16
18

ADA

YAŞAMIN AKIŞI

Mekân ve Narsizm

Kıyıdaki en güzel turistik yerleşimlerde çok zevkli ve çekici bir mimari anlayışı göze çarpıyor. Bugün  kuzeyde kaldığımız Carana Bay koyunda  mola verirken, yeşilliklerin ve çiçeklerin arasında hasır, bambu  ve tahtaların ağırlık  kazandığı iç dekorasyona hayran oldum. Duvarlarda buradaki egzotik ağaçlardan  yapılmış balık figürleri, maskeler, tuhaf ağaç biçimleri  belli ki usta bir sanatçının elinden çıkmıştı.

Kahvede tam burnumuzun dibindeki hasır şezlonglarda yatan yarı çıplak turistler dikkati çekiyordu. Arada bir kumsala koşup deniz kıyısında fotoğraf ya da selfi çekiyorlardı. Bikinili bir genç kadın tıpkı magazin dergilerindeki mankenler gibi saçlarını sağa sola atarak, boynunu kıvırarak, kıçını çıkararak poz veriyordu. Başka bir kadın ise iki de bir de üstünü değiştirip farklı deniz giysileriyle selfi çekiyordu. Bir adam kolları havada dalgaları yara yara denize girdi. Neden sonra onun da su geçirmez bir fotoğraf makinasıyla bir dizi  selfi çektiğini gördük şaşkınlıkla. Sonraki günlerde de bir yandan yüzen bir yandan da selfi çeken çok kişi  gördüm.

Tangalı yaşlıca bir adam ise  benden güzeli var mı havalarında ortalıkta dolaşıp turistlere içki servisi yapan siyah garsonlara flört ediyordu.

Bembeyaz saçlı iyice yaşlı mafya kılıklı  bir turist ise bir heykeltıraşını elinden çıkmış gibi güzel ama  hüzünlü yüzlü  bir simsiyah  kızla elele  dolaşıyordu. Kız gerçekten dünya güzellik kraliçesi olacak kadar göz kamaştırıcıydı.

Granit kayaların üstünde bikinili orta yaşlarda bir kadın da  playboy dergilerindeki resimler gibi  acaip pozlar veriyordu, Yanındaki kel kafalı adam da   bir iki üç diye sayarak onun poz poz fotoğraflarını çekiyordu. Kadın az önce gördüğümüz genç kadın gibi bacaklarını açıyor, memelerini sallıyor, kıçını kıvırıyordu. Sonra sıra adama geldi. Bu kez kadın adamın fotoğraflarını çekmeye başladı. Adam kayalara tırmanarak poz verirken  habire zafer işareti yapıyordu. Seksi kadın, kahraman erkek pozunda onlarca fotoğraf çektiler.

Cep telefonu herkesin elinde vardı ama  herhangi bir kitap hiç kimsenin elinde yoktu. Okuma kültürünün çok satar kitaplarda odaklaştığı bir ortamda havaalanlarında satılan  kaldırım taşı gibi kalın çok satar kitaplar bile yoktu buralarda.

İnsanlar  irili ufaklı  daireler oluşturuyorlar, bu dairelerin içinde neredeyse  trans halinde  dönüp duruyorlardı. Öylesine kendileriyle doluydular ki kendileri dışında hiç bir şey görmüyorlardı. Narsisim küreselleşen bir dünyada insanları giderek etkisi altına alan  bulaşıcı bir hastalık gibi. Sosyal medya da bu duruşu destekliyor.  Bu hastalığın en korkunç yanı empati duygusunu sıfıra indirerek bir tür körleşmeye yol açması. İnsanlar kendilerinden başka hiçbir şey görmüyorlar. Hasır şezlonglarla bar mekânın içiçe  girdiği mimari anlayışı da  insanların kendini sergilemekten başka bir şeyi düşünmedikleri narsis yaşam biçimiyle birebir örtüşüyordu.

kaldığımız oteldeki odamız da aynı dünya görüşünün ürünü olmalı. Odanın tam orta yerinde büyük  şık  bir duş, karşısında kocaman bir banyo,  çevresinde de de  bütün duvarı  kaplayan aynalar var. Tuvalete de öyle bir pencere yapılmış ki   oturduğun yerden hem deniz manzarasını  rahat rahat izleyebiliyorsun  hem de dışarıyla iletişim kurabiliyorsun. Özellikle tuvaletteki  odaya ve denize bakan bu pencereyi gördüğümüzde gülmekten yerlere yattık. Her yer bedeni merkez alacak bir biçimde açık. Çağımızın hastalığı olan görünür olmak ve görünmek mimari anlayışının da temelini oluşturuyor.

İç  mimari de duvarların olmaması, mekâna farklı  açıların bakabilmek, açık mutfak benim de  İstanbul’da seksenli  yılların sonlarından bu yana yaşadığım evimin tipik bir özelliği. Özellikle açık mutfağın  kadını mutfağa kilitlemediği ve mutfağı ailedeki herkesin bir araya geldiği bir iletişim mekânına dönüştürdüğü için çok önemli olduğunu düşünüyorum. İşin tuhafı  ev ve mutfak işlerinin yüzde yüz  kadın işi olduğunu kabul etmiş ve bunu içselleştirmiş bir çok kadın bunun  ne kadar kendi  lehine işleyen bir keşif olduğunun farkında bile değil.

Ama buradaki mekân düzenlenmesinin  çok farklı   bir boyutu var. Amaç iletişim ya da  perspektif  zenginliği  değil,  çağımızın sosyal medyayla neredeyse sapıkça boyutlar alan narsisizm hastalığına uygun olarak  sadece görmek ve görünür olmak...Kış ortasında Seyşellere  gelip  ellerinde cep telefonlarıyla   selfi yapıp. kendilerini  facede sergileyen, astronomik paralarla helikopter ya da yatlarda  adalar  arası dolaşan belki  müzisyen Jean  gibi bir yeteneği keşfedip Seyşeller’den Almanya’ya doğum günü partisine davet ederek caka satan,  güzel zenci kızları ya da çocuklarıyla gönül eğlendiren cepleri dolu turistler bizim Seyşeller serüvenimize,  yollara  düşüp sürekli insanların arasına karışmamıza, günlük yaşamdan fotoğraflar çekmemize,  berbat otobüslerde sürünmemize, yeni bir şeyler keşfetmek heyecanımıza, dik yamaçlı köy yollarında gezmemize  kısaca uzunca bir süredir sürdürdüğümüz biraz Hippivari yaşamımıza  tanık olsalar acaba  ne derlerdi?

Fırtına

Bugün fırtına vardı. Denizde dağ büyüklüğünde dalgalar. irkiltici olan dalgaların yüksekliğinden çok çeşitli yönlerden büyük bir hızla gelerek tam bir kaos yaratması. Aynı anda köpüre köpüre  karaya vuran dalgalar insanı çılgınca  döndürüp oradan oraya savuruyorlar.  Dalga masajı, dalgalarda havaya  zıplamak, dalgalara karşı düşmeden durmak, dalgaların içinden geçerek yüzmek   bugün olanaksız gibi.

Denizde dalgalarla oynamaya cesaret eden   bir  kaç   gözü pek   adalı genci izlerken bile  insanın başı dönüyor. Kıyıda yürürken, ayaklarımıza,   dizimize köpürerek çarpan dalgalar insanı hızla denize doğru çekiyor. Düşmemek ya da denize doğru savrulmamak  için olanca gücümüzle direnmemiz gerekiyor.  Tökezleyip düşmek en kötüsü çünkü ayağa kalkmadan bir başka dalga geliyor, sonra bir başka dalga daha, bir başka dalga daha....

Dalgalara eskiden olduğu gibi karşı koyamamak bir an bana yaşımı ve  enerjinin ve  gücün azalışını anımsatsa bile kafamdaki bulutları çabuk dağıtıyorum. Her şey çok doğal, yaş almak, gücün günden güne, aydan aya, yıldan yıla azaldığını hissetmek ve bir gün çekip gitmek de, tıpkı annemin  gittiği gibi... Bu akışa içsel dengeyi yitirmeden ayak uydurmaya ve ona göre yaşamı  biçimlendirmeye, olumsuz enerji akımına kapılmamaya bilgelik diyoruz. Acı, hüzün, öfke  hep yaşadığımız andan uzaklaşarak, yani geçmiş ya da gelecek odaklı yaşayarak kendi ürettiğimiz olumsuz duygular. Geçmişte kaybettiğimiz sevdiğimiz biri, yitirilmiş ya da aşınmış  bir dostluk  ya da geçmişteki güç ve  enerjimizin azalması bize acı veriyor,  şu an yaşadığımızı geçmişle karşılaştırıyoruz ve  geçmişte güzel olanın olduğu gibi kalmasını istiyoruz çünkü. Oysa yaşam akış içinde, durdurmayız ki. Gelecek ise çoğu kez kaygı ve korku veriyor.

Bu olumsuz duygular aşılıp iç huzur ve bilgeliğe ulaşılabilir. Bunu bana hep örnek olan annem bile başaramamıştı son günlerinde, çünkü yaşama çok bağlıydı, gitmek onun için kabul edilemez bir şeydi, ama ben bu bilgeliğe ve dinginliğe ulaşmayı her şeyden çok isterdim.

Dalgaları  izlerken olağanüstü renk ve ışık oyunlarına kapılıp gidiyorum. Bin bir  çeşit mavi bembeyaz köpükler, batan güneşin altında kumun  altın ve kızıl renklerdeki  pırıltıları...Vahşi, vahşi olduğu kadar da göz kamaştırıcı  bir doğa  gösterisi.. Doğa bir mucize...Yaşam bir mucize...

Daha yaşanacak çok güzel yıllar, aylar, günler, anlar var...

Panayır

Bu pazar sahilde tam bir eğlence  vardı, elektronik aletlerle gümbür gümbür konser yapılıyordu.Çoluk çocuk aileler gelmişlerdi. Müzikle birlikte dans edenler,  şarkı söyleyenler, sohbet edenler...Renkli balonlar, keten helvası, pamuk şeker,  renk renk fosforlu, ışıklı  çocuk oyuncakları, su tabancaları, üfleyince  tuhaf biçimlere girerek uçuşan balonlar. Yiyecek tezgâhları da açılmıştı, Yağlı yağlı tavuk  ve patates kızartmaları,  Hamburger, Hindistan cevizi sütü ve bira satılıyordu.

Gülüşmeler, kahkahalar, çocuk cıvıltıları, öyle neşeli bir hava vardı ki...Kalabalığın içinde güveni sağlamak için dolaşan kadın polisler de dikkatimizi çekti, işin tuhafı bazılarının yüz kilodan fazla olması. Şuradan şuraya hareket edemeyen polis nerede görülmüş? Ama kalabalık yerlerde polisin dolaşması da  herhalde sadece bir formalite. Seyşeller'de suç  oranı çok yüksek değilmiş. Ama adalardan biri hapishane olarak organize edilmiş. Bir süre hayhuyda karışıp fotoğraf çektikten sonra yine dalgaların ve rüzgarın huzur verici  havasına geri dönüyoruz.

Yaşamın Akışı 

Bu akşam facede ellinci sanat yılını  kutlayan  sanatçı bir arkadaşım"Yaşım 70 i geçti. Biliyorum durulmam gerekiyor" diye yazmış. "Ama aklıma gelince bir şeyler hele bir yapayım diyorum". Şaşırdım. Yetmişten sonra durmak gerekiyor diye bir kural mı var acaba?  Babam (Mazhar Şevket İpşiroğlu)  yetmişlerin sonlarını yaşadığı son günlerine kadar "Siyah Kalem" kitabı üstüne çalışıyordu. Annemin uzun yaşamı çok verimli geçti. Muhsin Ertuğrul’dan Halit Ziya Uşaklıgil’e kadar  yaşamına dokunmuş sanatçıları ele aldığı son kitabı "Karşılaşmalar ve Düşündürdükleri"ni ölümünden bir kaç hafta önce 92 yaşında  bitirdi.  89 yaşında kalbinden dolayı hastaneye yattığında "Mozart ve Verdi'de İnsan" kitabının son  okumalarını yapıyordu. Hastane odası kitaplar ve dizüstü bilgisayarla çalışma odasına dönmüştü. Doktorun anneme sitem ederek  "Nedir bunlar? Ama kendinizi yormayın böyle" demesini çok yadırgadığımı anımsıyorum.

 Yaşadıkça verimli olmak, üretmek değil mi hayatın anlamı? Ürettikçe, yani yaşamın akışına ayak uydurdukça kendimizi daha iyi hissetmiyor muyuz?  Her yaşın kendine göre olumlu yönleri yok mu? Hayat bir mucize. Bu mucizeyi de yaratan bizleriz. Bunun yaşla da ilgisi yok. Selfi çekerek kendi çizdikleri dairenin içinde  dönenler mi  hayatı daha yoğun yaşıyorlar, yoksa  üreterek hayatına anlam verenler mi?  Üretmek tabii çok geniş anlamı olan bir sözcük, kimi resim yapar, kimi kitap yazar, kimi yemek pişirir, kimi tiyatro oynar, kimi bir sivil örgütlenmede çalışır, kimi spor yapar, kimi dünyayı gezer, kimi de belki sadece hayal kurar. Önemli olan  hayatı bir yanından tutup da tadını çıkartacağımız, iyi ki yaşıyorum diyebileceğimi  bir özgürlük alanı yaratabilmek. Durmak diye bir şey olamaz, çünkü hayat  zaten sürekli bir akış içinde, yaşadığımız sürece bu  akışa nasıl ayak uydurduğumuz önemli.

Yolculuğumuz sona eriyor. Sıcak  denizi, mercan kayaları, göz kamaştırıcı güzellikte ki renkli ve ışıklı balıkları, kumsalda yürümeyi, sağanak yağmuru, sağanak yağmurda yürümeyi ve yüzmeyi, kırmızı kuşları,  kahverengi desenli  evcil güvercinleri, sımsıcak insanları,  çikolata çocukları, el büyüklüğünde midyeleri, palmiye ve Hindistan cevizi ağaçlarını, kar beyazı hindistan cevizi sütünü, baharatlı Kreol yemeklerini, ağaçtan taze koparılmış çok lezzetli küçük ve sulu muzları ve  adadaki uçsuz bucaksız yeşilliği, dev palmiye, hindistan cevizi, badem, vanilya, tarçın ağaçlarını   çok özleyeceğim.  Son gün gittiğimiz botanik  parkında gezerken balta girmemiş bir ormanın içine girer gibi olduk. Bu  parktaki en büyük yaşantı ise neredeyse üç yüz yıl yaşayan dev kaplumbağalardı. İnsan yaşamının da bu kadar uzun olmasını isterdim. Çünkü  hayat her şeye rağmen çok ama çok  güzel...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :



+ Benzer Haberler
» En hesaplı hafta sonu kaçamakları için öneriler
» Conrad İstanbul Bosphorus’ta ‘Epique’ Bir Gece
» Eylül ayının tadı Datça’da çıkar
» Tatil dönüşü can sıkıntısında dünya üçüncüsüyüz!
» Bayramın ve Tatilin Tadı Crowne Plaza İstanbul
» Bodrum Resort & Residences’ta bayrama özel ‘4 kal 3 öde’ kampanyası
» 10 Günlük Bayram tatilinde uçak biletini ucuza getirme yolları
» Kurban Bayramı’nın tadını Mandarin Oriental, Bodrum’da çıkarın
» Otel seçerken en çok fiyata önem veriyoruz
» İç turizme 10 günlük müjde! “Turizm nefes alacak”
» Hilton İstanbul Bosphorus’tan Contemporary Istanbul’a özel konaklama paketi fırsatı
» En çok aranan tatil yerleri
» Bayramda Cruise turlarına yoğun talep var
» Uzak Doğu’nun gizli hazinelerini keşfedin!
» Tatilde en çok kendi yemeklerini özleyen birinci ülkeyiz
» 5.yılını sonbahar ile kutlamaya hazırlanan Frankie İstanbul’dan yaz sürprizi!
» Çırağan sarayı’nda doyasıya bayram tatili keyfi
» Avrupa’nın yeni yüzünü görmeye hazırmısınız?
» Misafirler Wish More Hotel Istanbul’dan vazgeçmiyor!
» Macera tutkunlarına müjde
» KidzMondo’da-Çocuklar KidzMondo’da Pegasus ile uçuşa geçecek!
» Görmeniz gereken 10 muhteşem yer
» Bir otelden daha fazlası Sofa otel Nişantaşı!
» Farklı Tarih ve Rota Seçenekleriyle
» ‘4 kal 3 öde’ kampanyası