YAZARLAR Füsun SU
12
14
16
18
23/09/2017 14:48
Yüksek hızlı tren ve önyargılar

Yaklaşık 2 yıldır sıklıkla Konya’ya gidip geliyorum. Çünkü müzik üretimlerimizi sakin, dingin, huzurlu bir şehirde, Konya’da bulunan LorasaudiO stüdyolarında yapıyoruz. Konya diye başlayınca, bir yazıyı da bu güzel şehre ayırmam gerektiğine karar verdim. Ama bugün tuşlara dokunma sebebim Yüksek Hızlı Tren ve önyargılarım hakkında.

Bazen 2 günlüğüne, bazen 5-6 günlüğüne, bazen araba ya da uçakla, ama sıkılıkla YHT ( Yüksek Hızlı Tren ) ile yapıyorum yolculuklarımı. İşin aslı bu yolculuklarda en çok keyif aldığım, tren yolculukları.

YHT ile İstanbul – Konya 4,5 saat civarı sürüyor. Eskişehir’e 2,5 saatte, Ankara’ya 4 saat 15 dakikada ulaşıyorsunuz. Rötarsız, temiz, konforlu ve güvenli ulaşım esnasında rahat koltuğunuzda oturup dinlenebilir, kitap okuyabilir, benim gibi bilgisayarınızla haşır neşir olabilir, telefonunuzu şarj edebilir, ücretsiz internet hizmetinden faydalanabilir ya da tümüyle kendinizi büyüleyici manzaraya teslim ederek, zihninizi ve ruhunuzu arındırabilirsiniz. Vagonlar arasında yürüyüp, bedeninizi hareket ettirebilir, arada yemekli vagona gidip bir şeyler içip, atıştırabilir, birileriyle sohbet edebilirsiniz. Trenin pencerelerinden akıp giden görüntü körfez manzarası,  uçsuz bucaksız başaklar, ekinler, dağlar, tüneller, mevsimine göre sarıdan kızıla, kahveye dönen ya da yemyeşil ormanlar, bazen dalları rengarenk bereketle, meyvelerle dolu ağaçlar olabilir. Bazen de tüm bitki örtüsü sadeleşerek, çıplak dallar karla örtülebilir. Kısacası şahane manzaralar akar gider yol boyunca.

Daha önce kızım Talya ile Eskişehir seyahati yapmıştık YHT ile. Şimdi sırada, önce yataklı trenle uzak mesafelere seyahat, sonra da biraz daha güçlenip, sırt çantasını taşımaya hazır olduğunda Avrupa’yı gezme planımız var. Üniversite öğrencisi olduğum yıllarda, inter-rail isimli sistemle 30 gün Avrupa’yı gezmiştik 3 kız arkadaş. Ne müthiş maceraydı ve ne muhteşem manzaralar vardı, özellikle Balkanlar’da. Anı dosyamda saklı her bir an’ı.

Burnumuzun dibinde mevcut olan, üstelik de oldukça makul fiyatlara sahip olan tren hatlarında siz de kendi maceranıza adım atabilirsiniz.

Şimdi YHT ve önyargılar arasında ne bağlantı var diye soracaksınız. Sormasanız da ben yazayım, belki okurusunuz ☺

Trene bindiğim esnada, önümdeki masalı 4’lüde, bir aile oturuyordu. Anne, baba ve 2 delikanlı. Masalarında cips paketinden atıştırıyorlardı. Tren servis görevlisi geldi ve trende cips yemenin yasak olduğunu söyledi, hiç yanıt çıkmadı aileden. Az sonra aralarında Arapça olduğunu düşündüğüm dilde konuşmaya başladılar. Tren görevlisi bir kez daha geldiğinde, baba olduğunu düşündüğüm adam görevliye baktı ve Türkçe olarak “neden yasakmış cips?” dedi. Görevli “yerlere dökülüyor” cevabını verdiği halde, az önce kaldırdıkları cips paketlerini servis elemanının gözlerine bakarak yeniden açıp, yemeye başladılar. Kadın yaklaşık 3 santimetre olan göz alıcı boyanmış tırnaklarıyla pakete uzanıp cipsi alıyor, yiyor, sonra 5 parmağını, yanındaki adama bakarak teker teker yalayıp bir de koltuğa siliyor, adamsa aynı hareketi parmaklarını yalamaksızın uyguluyor ve koltuklara siliyor parmaklarını. Yani kadın, göreceli olarak daha temiz mi demeliyim bu durumda. Arada cipsler yerlere dökülüyor. Karşı koltukta oturan 2 delikanlıdan birisi aileyle uyumlu hareket ediyor, diğeri ise sırtını koltuğa dayamış gözleri kapalı, belli ki bir sıkıntısı var.

Bu arada ben dışa vuramadığım kimliğimle hayalimde, uçan tekme savurarak önlerindeki cipsleri çöpe atıp, Herkül’ün kadın versiyonuna dönüşüyorum ve kadınla adamı trenin dışına fırlatıyorum, çocuğu fırlatmakta tereddüt yaşıyorum. Çünkü çocuk dediğin ailenin aynası. Bu arada uzun takma kirpikleriyle kadın ve adamın, topluluğa aldırmadan flörtleşmesini, elleşmesini izlemeye devam edersem bu yazı pornografik bir yazıya dönebilir. Hani gözüm yok ama, sevgilisi olan var, olmayan var.

Neyse, ben hayal aleminde gezerken, uyuklayan delikanlı yerinden kalkıyor, trenin içinde dolanıyor, sonra yanıma gelip, boş koltuğu göstererek “oturabilir miyim?” diye soruyor. Muhtemelen gözlerim kocaman açılıp, duraksamış olsam gerek, çocuk tekrarlıyor “oturabilir miyim? Ters gidince midem bulanıyor da.”

Az önce trenden fırlatıp uzay boşluğuna gönderdiğim ailenin bir bireyi, sıkıntıda olduğu için izin istiyor yanıma oturmak için. Vicdanıma yenilip “tabii” diyorum.

Delikanlı oturuyor, rahatlıyor. Az sonra bilgisayarımın sürekli çıktığı için bantladığım tuşunu göstererek “bakabilir miyim?” diyor. Çıt diye bir sesle tuşu yerine takıyor. Ve bilgisayarın klavyesi sorunsuz çalışmaya başlıyor.

Bense az önce aileyi yeryüzünden sildiğim için suçluluk duyuyorum. Hemen bu duygularımı analiz ediyorum. İlk an yaşadığım öfkeyi ve sonra hissettiğim suçluluk duygusunu.

Öfkelerimiz, kızgınlıklarımız, tek bir an içerisinde rastladığımız bize uymayan durumlara karşı oluşuyor. Gördüğümüz tek bir davranış ( ya da birkaç davranış bile olsa fark etmez ) o insan ya da durum karşısında tümüyle bütünsel bir yargıya dönüşüyor. Bu insan “bu”dur diyebiliyoruz. Ailenin yarattığı pislik yine kabulüm değil. Ama bunu yargılayış şeklim bana ait. Yargılamak, yani olana anlam yüklemek en büyük günahımız sanırım.

Hepimiz, her an “o, bu, şu” olabiliyoruz. Yaratılan Yaradan’dan ötürü mükemmelken, biz bütünün parçası olarak insanlık evrelerinden geçtiğimizi unutuyoruz. Karşılaştığımız, yargıladığımız her şey aslında bize “oku” diye hatırlatılan, kendi yolculuğumuza ait deneyimler. “Oku”yabildiğimiz her şey ise kendimize ait bilinç alanımızı genişletmeye yarayacak semboller. Yani burada benim “oku”duğum, sizin değil benim dersim. Bu yazyı okurken hissettiğiniz ise sizin dersiniz.

Bu arada tren ve YHT seferlerini inceleyebilirsiniz.

https://ebilet.tcddtasimacilik.gov.tr/view/eybis/tnmGenel/tcddWebContent.jsf

Size bu kez dingin, sakin bir şarkımla veda ediyorum. Bol seyahatli, huzurlu, önyargısız günler sizinle olsun.

https://www.youtube.com/watch?v=CCf59FVyEgY

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :