YAZARLAR Füsun SU
12
14
16
18
16/05/2018 00:13
Safranbolu

Az sonra burada okuyacak olduklarınız gecikmiş bir yazı ama konusu zamansız. Kızım Talya ile birlikte yaptığımız Safranbolu gezisini anlatmak istiyorum size.

Her zaman söylüyorum, bir anne olmak iki ayrı dünyayı bir arada yaşamak gibi. Birisi benim uzun yıllardır şekillenen algımın yansıması, diğeri ise can parçamın tazecik filizlenen algısından yansıyanlar. Her ikisi harmanlanınca binlerce kez deneyimlediklerim bile yepyeni görüş açıları ve hisler yaratıyor bende.

Talya ile Nisan ayında 3 günlük kaçamak yapmak istediğimizde, en ulaşılabilir seyahat noktası olarak Safranbolu’yu seçtik.

İkimiz de araba ile yolculuğu tercih ediyoruz; istediğimiz yerde istediğimiz kadar mola veriyoruz ve Talya’nın seçtiği müzikleri dinliyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse batının popüler müziğini Talya vesilesi ile takip ediyorum.

Cuma günü okul çıkışında, aracımızı seyahate hazırlamış şekilde Talya’yı okuldan aldım ve yola koyulduk. Önümüzde yaklaşık 400 km vardı. Dolayısı ile otele varışımız gece olacaktı, bu yüzden her zaman olduğu gibi meyvesinden, çerezine, köftesinden ayranına kadar bolca yolluk hazırlamıştım.

Mevsim itibarı ile Bolu tüneline kadar geçtiğimiz yollarda yeşile bürünmüş ağaçlar ve rengarenk çiçekler dansediyordu adeta. Tünele yaklaşınca hava kapamaya, koyu renkli bulutlar üzerimizde dolaşmaya başladı. Tünelden çıktığımızda mevsim değişmiş sanki kış gelmişti, göz gözü görmez halde yağmur yağıyordu. Yola çıkarken aracın göstergesi 16 dereceyken, Bolu’yu geçtiğimizde derece 6’ya düşmüştü. Fantastik bir filmin içinde gibiydik.

Ben, bahara güvenerek hava durumunu kontrol etmediğim için kendime kızarken, Talya “Olsun anne. Biz kışın da eğleniriz.” diyerek beni rahatlattı.

Hava muhalefeti dolayısı ile hızımız düştü. Karabük sınırlarına ulaştığımızda, araç “yol buz tutabilir” uyarısı veriyordu. Safranbolu’nun geleneksel yöresine has mimari özellikler taşıyan konaklarında yer bulamadığımızdan ötürü mecburen rezervasyon yaptırdığımız lüks otelimize ulaştığımızda saat 21:00’i geçmişti. Talya Bolu tünelinden bu yana uyuduğu için uykusunu almış şekilde ödevlerinin başına otururken, ben yorgunluktan sızıp kaldım.

Tatilde olmamıza karşın uyumasına müsaade etmeyen hain anne olarak sabah 09:00’da kızımı uyandırdım. Oteli sırf oda olarak alınca, bulunduğumuz yerin otantik yerlerinde yemek yemek daha keyifli oluyor. Biz kahvaltı için Hıdırlık Tepesini seçtik.

Unesco tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınan Safranbolu’nun Karadeniz’in eşsiz doğası ile kucaklaşan tarihi ve mistik dokusunu kuşbakışı görmek için, geziye Hıdırlık Tepesinden başlamanın akıllıca olduğunu itiraf etmeliyim. Biraz rüzgar olmasına karşın, kiremit kaplı çatıları ile taş, kerpiç ve ahşaptan yapılma Osmanlı kent mimarisini izleyerek kahvaltı yapmak müthiş keyifliydi.

İsmini nadide bir bitki olan safrandan alan ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Safranbolu’nun taş parke yollarından yürüyerek köyün merkezine ulaştık. 18. Yüzyıl mimarisini ve o dönemin mahremiyet taşıyan yaşantısını tasvir eden Kaymakamlar Evi ile gezimize başladık. Tabii ki Talya’nın ilgisini en çok çeken bölüm, yüklük adı verilen dolapların içine eklenen ve gusülhane denilen banyolar oldu. Harem bölümünde pişirilen yemeklerin selamlık bölümüne, iki oda arasında bulunan döner dolaplar vasıtası ile iletilmesinin sebebinin erkeklerle kadınların birbirini görmemesi için olduğunu algılamakta güçlük çekti kızım. Biraz yürüdükten sonra Cinci Han ve Hamamı’na ulaştığımızda şu anda otel olarak hizmet veren, moloz ve kesme taştan inşa edilen 370 yıllık yapının  restaurantının, han olarak kullanıldığı dönemlerde deve ahırı olduğunu öğrendiğinde Talya’nın yüzünün şekli görülmeye değerdi.

Cinci Han sonrası, eski çarşıda tarihi simit fırınında çay ve Bağlar gazozu eşliğinde Safranbolu’nun susamsız simidinin tadına bakmadan olmazdı. Moladan sonra, taş parke sokaklarda Safranbolu’ya has evleri, Yemeniciler Arastası’nı, Demirciler ve Bakırcılar Çarşısı’nı gezdik, demir ustalarını kapı tokmaklarını yaparken iş başında izledik.

Adım başı ikram edilen vanilyalı, çikolatalı, fıstıklı, çilekli, portakallı, safranlı onlarca çeşit leziz lokumlarla midemiz şenlendikten sonra, yemek saati gelince ben yöreye has, içine et yerine süzme yoğurt konmuş Peruhi’mi yerken, Safranbolu’lular duymasın ama Talya bildiğimiz Kayseri mantısını tercih etti.

Yediğimiz hamurları eritmek için Kent Tarihi Müzesinin bulunduğu kaleye doğru yola koyulduk. Şimdi müze olan yapı 1976 yılına kadar Hükümet Konağı olarak kullanılmış. Tabii Safranbolu’yu yine kuşbakışı, bir başka açıdan gözlemlemek ve fotoğraf çekmek için başarılı bir mevkii. Gördüğüm en şık tarihi cezaevi de kale içinde yer alıyor.

Kalenin en eski yapısı ise saat kulesi. Üstelik de bu saat 200 yıldan fazla zamandır çalışır durumda. Hatta ülkemizde çalışır durumda olup da içine çıkılabilen en eski saat kulesi burası. Biz burada yaşayan tarihe şahitlik yaptık ve 1965’ten bu yana saatin bakım ve onarımını üstlenen İsmail amcayı tanıma ayrıcalığına kavuştuk. Tatlı tatlı anlatıyordu saatin tarihini ve çalışma mekanizmasını.

Akşamüzeri gün akşama kavuşurken, Arnavut kaldırımlı sokaklardan merkeze inip, yemeğimizi yemeniciler arastasında yemeye karar verdik. Talya, yolda gördüğümüz rengarenk macunu kaçırmadı tabii ki. Arasta kahvede, tarhana çorbası ve tandır bizden tam not aldı. Tabii ki baklavayı tatmadan bırakmadılar Boncuk kahvede. Ben kafein komasına girene kadar kahve içmiş olmama karşın, buranın meşhur közde kahvesini sipariş ettim ayrıca. Damla sakızlı su, lokum ve şerbetle şık bir ikramı kim kaçırmak isterdi ki?

Otelimize yorgun dönerken, bu kez Talya Starbucks’tan kahvesiz cream caramel içmek istedi. İnternette ve sokaklarda dolaştık. İstanbul’da, Amerika’da, Avrupa’da adım başı neredeyse her köşe başında bulunan bu zincir kahveyi burada görememek Talya’yı şaşkınlığa düşürdü. Bense özellikle de küçük yaşlarda benimsenen şeylere nasıl da tutunup kaldığımız düşüncesine takılı kaldım. Bana “anne, küçükken Ipad’in bile mi yoktu?” diye sorup, yanıta inanmazken, internetin ve cep telefonunun henüz icad edilmediği dönemleri, hatta her evde telefon bulunmayışını anlar mıydı acaba? Siyah beyaz ve tek kanallı kocaman tüplü televizyonun evimize geldiği gün, komşuların bizi ziyarete gelişini nasıl anlatabilirdim ki?  Gece geç vakit olmasına karşın girdiğimiz Henry Jones Cafe’de servis görevlisi şirin ablamız, Talya’nın tarifi üzerine nefis bir cream caramel hazırlayınca, o saatte 2 koca su bardağı dolusu bol sütlü kahvesiz kahveyi götürdü bizim kız. Otele döndüğümüzde Talya derslerine kavuşurken, ben kitaplarıma gömüldüm.

Seyahatleri dolu dolu yaşayabilmek için, saat 09:00 olunca müzikle uyandırma servisi olarak devreye giriyorum. Pazar gününe denk geldiği için, gideceğimiz yer iyice kalabalık hale gelmeden toparlıyorum kızımı ve Cam Teras’a doğru yola koyuluyoruz. Böylece kahvaltımızı da açık havada yapacağız. Üç kanyonun birleştiği yerde inşa edilen kristal cam teras, bütün heybetiyle uçuruma doğru uzanıyor. Benim ilk gördüğümdeki şaşkınlığım Talya’da yok, çünkü gitmeden önce internetten fotoğraflarını gördü uçuruma doğru uzanan camdan yapılmış kristal terasın.

Bahar havasının tadını çıkararak kahvaltımızı yaparken, otobüsler dolusu kafileler geliyor, gidiyor, cam terasın üzerinde yüzlerce insan  anılarına kazıyor Tokatlı Kanyonu’nun eşsiz manzarasını. Biz de manzaraya karşı keyif yapmaya devam ediyoruz, benim önümde kitaplarım, Talya’nın önünde ders notları. Tam ben de sizin gibi “ne çalışkan çocuğum varmış” diyeceğim sırada, ders notlarının boşluklarına resimler çizdiğini fark ediyorum ve derin bir nefes alıyorum “tamam, bir terslik yok. Hala normal bir çocuğum var.” diyerek.

Talya yukarıdan gördüğü manzara karşısında, Dünyanın sayılı kanyonlarından olmasına karşın bizde fazla bilinmeyen Tokatlı Kanyonu’nun aşağısına inmek istiyor. Kanyonun iki yakasını birleştiren, İncekaya Su Kemeri’ni de fotoğraflayarak, ahşap merdivenlerden yaklaşık 80 metre iniyoruz. Bisikletli bir grupla karşılaşıyoruz merdivenlerden inerken. Tabii Talya ile birlikte bu kez ben de şaşkınlık içindeyim, çünkü bisikletli grup merdivenden bisikletleriyle iniyorlar. Tokatlı köyü ile Safranbolu köy merkezi arasında 9 km parkur olduğunu öğreniyoruz, bisikletçilerden.

Kanyon, adeta cennetten bir köşe. İnce bir şelale dökülüyor ve minicik bir gölet oluşuyor suyun biriktiği yerde. Uzun uzun yürüyoruz, kayalara tırmanıp iniyoruz, merdivenlere çıkıp atlıyoruz, ağaca asılan salıncakta sallanıyoruz ve nihayet Talya haşlanmış mısırına ve ben de olmazsa olmaz kahveme kavuşuyoruz. Kazlar, ördekler, sincaplar, kuşlar eşliğinde, internetin çekmemesinden de faydalanarak birlikte olmanın tadını çıkarıyoruz kızımla. Bir de levha görüyoruz “atlara gider” diye ama biz rastlamadık atlara ya da binicilere…

Öğleden sonra yukarıya tırmanıp, arabamızı alarak sekiz-on kilometre uzaklıkta bulunan Bulak ( Mencilis ) Mağarası’na doğru harekete geçtik. Burada 150 basamak bekliyordu bizi tırmanmamız için. Ama insanın seyahat arkadaşı Talya gibi genç ve dinamik olunca, merdivenlerin pek önemi kalmıyor. Mağaraya vardığımız zaman içerinin nemsiz serinliği bize ilaç gibi geldi. Çoğu yerde yaptığımız gibi herhangi bir grubu gezdiren rehbere kulak verdik biraz. Mağaranın dışındaki bitki çeşitliliği yanı sıra, mağarada 29 çeşit yarasanın  varlığını duymak ilginçti. Yarasa, deyip geçerdim oysa. Bulak mağarası henüz beş yıl önce ziyarete açılmış. Bizim gezebildiğimiz 400 metrelik bölüm yalnızca küçük bir bölümken, profesyonel mağaracılar ekipmanlarıyla 6 kilometrelik mağarayı yeraltı nehirinden, yeraltı gölüne kadar keşfediyorlarmış. Hatta, uluslararası mağara fotoğrafçıları bu parkurları fotoğraflıyorlarmış. Ve birkaç aylığına uykuya dalan minik yarasayı gördük yakından.

BULAK MENCİLİS

Ertesi sabah, hafızamıza kazınmış yeni anılarla, evimize dönüş yolculuğu başlıyor. Bu kez 400 kilometreyi, Bolu Dağlarını, Sapanca Gölünü ziyaret ederek, uzun, keyifli molalar vererek ve mutfağımıza doğal ürünlerden alışveriş yaparak ve tabii ki yine Talya’nın seçtiği müzikler eşliğinde 10 saatte katediyoruz.

Böylece, ülkemizin her santimetrekaresinin ne kadar zengin ve görülmeye değer olduğunu bir kez daha deneyimlemiş oluyoruz.

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :