YAZARLAR Füsun SU
12
14
16
18
30/07/2017 01:31
Kanserimi Ben Seçtim 3

Yazının 1. Bölümü için linki tıklayınız

 http://www.guncelkadin.com.tr/fusun_su_kanserimi_ben_sectim_1_-l-1-sayfa_id-676-y-705-id2-13121

Yazının 2. Bölümü için linki tıklayınız http://www.guncelkadin.com.tr/fusun_su_kanserimi_ben_sectim_2_-l-1-sayfa_id-676-y-705-id2-13124

GENÇLİK AŞILARIM BAŞLIYOR :

Ameliyatın otuzuncu günü kemoterapi başlıyor. Sevgili doktorum Prof. Dr. Gül Başaran tek tek anlatıyor  “saçların yüzde 94, 3. Haftada dökülecek,  ağzında aft, makatında yara, halsizlik vb olacak. Hazırlıklı ol” diyor. Saydıkları kemoterapinin yan etkileri. Her bir yan etki  yüzde 90’ların üzerinde. Hazırım, bunlara da hazırım. Her ne ise bu süreç yaşanacak, oyun bitecek, sahne kapanacak ve ben kuliste aynada kendi yüzüme kavuşacağım.

Kemoterapi günü geldi çattı. Direnlerim hala duruyor. “Bu da geçecek nasılsa” diyorum.  Ama sıkıldım. Acıyı umursamıyorum ama  gerçekten direnlerden sıkıldım, çok sıkıldım.

Sabah, o dönem eşim olan, kızımın babası soruyor ;  “yanında gelmemi ster misin?”.

Tabii ki,  “hayır, kendim gidebilirim” diyorum. Kendi başıma o kadar çok şey yapmışım ki, arabaya binip hastaneye gitmek, damarlarımdan ilaç verilmesi ve sonra eve dönmek çok sıradan bir iş. Hatta yanıma kitap alıyorum, çay partisine gider gibi de pek hevesliyim.

O kadar zor değilmiş. Hatta sahiden, çay, kahve, kuru pastalar, falan ikram ediliyor. İlk gün geçti, gayet iyiyim. Kendi  kendime laf atıyorum gülerek : “ Domuz gibisin Füsun. Zaten anesteziyle bile  zor bayıltıyorlar seni”.

Kızıma gayet sakin ve sıradan anlatıyorum süreci. Çocuklara hangi duyguyu verirsen onu alıyor. Sözler değil, hisler daha geçerli o yaş çocuğu için. Sözler onların zihninde çok etkili değil. İfade ve his ise direk işliyor 6-7 yaş civarında çocuklara. Hatta arada karıştırıyor, “anne seninki konser mi, kanser mi oluyor?” diyor. Evdeki yardımcım sağolsun, güzel destek oluyor bana ve kızıma.

Haftalar geçiyor, saçlarımda dökülme falan yok. Doktorum Gül şaşırıyor. “Aman Füsun çok şanslısın. Hep yüzde 3, yüzde 5 grubuna giriyorsun. Hiçbir yan etki olmuyor sende diyor.” Bense nefes terapilerinde geçtiğim yolları fark ederek bunların “mucize” denilen kısıma girdiğini düşünüyorum. Çünkü ben yaşadığım bu sürecin bende olumlu değişimler yapacağına çok, ama çok inandım. Sessizce tebessüm ediyorum. Kısık sesle “nefesten mi acaba? “ diyorum canım doktoruma.

Aynı günlerde, memelerde dikiş yerlerinin kenarında sarı sınırlar oluşmaya başlıyor. Doktorum Şükrü Yazar, kemoterapide bağışıklık sistemimin zayıflayacağını, dikişlerde açılma olabileceğini söylemiş ve “korkmana gerek yok. Tedavin tamamlanınca yeniden toparlarız ameliyat yerlerini” demişti. Yine de hızlı bilgi kaynağı internetten araştırıyorum, böyle durumlarda meme implantının çıkarılmak zorunda bile kalınabileceğini öğreniyorum. Akşamı zor yapıyorum. Doktor olan eski eşime gösteriyorum. Şaşkınlık içinde “yeni deri geliyor” diyor. Ben hem şaşkınım, hem de tahmin edebiliyorum. Nefes işe yaradı ve hala yarıyor. Her gün düzenli uyguladığım nefes teknikleri, bol oksijen işe yarıyor. Kemoterapi bağışıklık sistemimi düşüremiyor. Ve yüzeysel deriler zarar görmek yerine, yeniden yapılanıyor. Acayip mutluyum tabii ki. Ertesi gün, hemen Şükrü hocama gidiyorum. Aynı şeyleri o da söylüyor  “ameliyat yerlerinde yeni deri oluşuyor” diyor.

Kemoterapi salonuna, “gençlik aşımı almaya geldiiim” diye girmeyi, insanlara moral kaynağı olabilmeyi sürdürüyorum. Kemoterapi sonrası biraz baş dönmesi oluyor. Birkaç kez kemoterapi çıkışında arabayı kullanmakta zorlanıp kaldırıma falan vurunca taksiyle gitmeye karar veriyorum. Bu satırları yazarken fark ediyorum da, baş dönmelerimin araba kullanmama engel olduğunu düşünmem bile kendime kızmam için sebep oluyordu.  Çünkü kendimi güçsüz görmeye tahammülüm yoktu. Can arkadaşım Şeyda çıkageliyor. “Sen itiraz etsen bile ben seni en azından hastaneden almaya geleceğim”  diyor. Onunla sohbet ve bazen sessizlik güzel.

İNTİHAR MI?

Sıradan olmayan bir gün. Eski eşimin psikiyatristine gittiğimiz bir gün.  Kemoterapi başlayalı 3,5 aydan fazla zaman geçmiş, devam ediyor.  Aylardır ilk kez bir aradayız ve dışarıdayız. Bahane ile bir kafede oturup bir şeyler içiyoruz. Ve bana diyor ki; “Füsun, ciddi bir rahatsızlık geçiriyorsun ve ciddi bir tedavi görüyorsun. Senin yaşadıklarını yaşasam intihar etmiş olurdum. Ve sen, sanki olan biten şeyler çok sıradanmış gibi davranıyorsun. Biz buna psikolojide “ket vurma” deriz. Bence sen psikiyatristinden yardım almalısın”. Deli saçması diye düşünüyorum, çünkü ben iyiyim. Fiziksel olarak hiç bir şey hissetmezken, neden mutsuz olayım. Kanser dediler ama ben bahane ile beğenmediğim memelerden kurtuldum.

Gece uykumdan uyanıyorum. Zihnim karmakarışık. “ O bir doktor, o benim kızımın babası, o iyi bir insan, o benim yalnızca iyiliğimi isteyebilir. O zaman benim anlamadığım ne olabilir burada? Benim iyi olmamın neresi kötü? Ağlayıp sızlayacak bir şeyim yok ki…” Birbirini kovalayan bir sürü düşünce geçiyor zihnimden. En baskın olanı şöyle diyor : “Ölüyorsun. Tüm gerçek bu. Kimbilir bilmediğin, sana söylenmeyen neler var ? FÜSUN ÖLÜYORSUN. “    Ve yine aklımda kızım, sabaha kadar yatağımda sessizce ağlıyorum.  Sabah bitkin şekilde uyandığımda, gözlerim şiş. Duşa giriyorum. Saçlarımı tararken tarağa koca bir saç tutamı geliyor. Aptal gibiyim. Hani tüm bilimi, tıbbı alt etmiştim. Nefes seansları sonrası hepsini aşıp, geçmiştim, iyileşmiştim. Kemoterapi bana dokunmayacaktı. Yan etkiler bende gerçekleşmiyordu hani. Neler oluyordu? Saçlarım durup durup şimdi mi dökülmeye başlamıştı? Nefes safsatası ile kendimi kandırmayı bile başarmıştım ya, pes doğrusu. Yani yine o zamanlar ki Füsun için söylenen sözlerin içinde, cımbızla çekip aldığım söz buydu; “ben olsam intihar ederdim”.

Hemen yeniden toparladım kendimi. Yeniden güçlü Füsun geldi.  Şimdiki durum buydu.  Yani, saçlarım madem dökülecekti, buna adapte olmalıydım. Kalan saçlarımı bir sürü minik örgü yaptım. Böylece saçlarım dökülse bile bir arada kalacaktı, hatıra olarak saklardım. Postiş  bile yaptırırım bu saçlardan. Yine eğlenecek bir şeyler bulmuştum kendime.

Birbiri ardına geçen günlerde örgü tutamlarını tutan saçlar azalınca, gidip kafamı traş ettirdim. Hiç böyle bir fırsat durduk yere gelir mi insana. Bile isteye saçlarımı sıfıra vurduramazdım. Ama şimdi bahane ile bunu da deneyimliyordum. Hoşgeldin güçlü Füsun. Aynada kendi kendime bakıp, bu halimi pek bir marjinal ve çok güzel bulduğumu itiraf edeyim. Normalde kendini pek de beğenmeyen biriyken, kafamın şeklini pek bi sevdim. Ve bir sürü değişik renk ve boyda peruklar alıp kılıktan kılığa girebileceğim için kendimi şanslı hissettim. Kanser tedavisi görüyordum, ama uzun yıllardır kendimi hiç şimdiki kadar sağlıklı, iyi hissetmemiştim. Geçtiğimiz yıllarda bel fıtıkları, birden yükselen tansiyonlar, depresif haller, insülin direnci gibi bir sürü şey  deneyimlemiştim. Hatta ömür boyu kullanacağımı söyledikleri şeker haplarım vardı. Geceler sabahlara kadar ağlayan Füsun gitmişti. İyi, hem de çok iyi hissediyordum kendimi.

Nitekim kemoterapi süreci tamamlandı. Yanılmıyorsam 12 kemoterapi sonrası, bir de radyoterapi uygulamak istediler. Sayısını tam hatırlamıyorum, ya 32 ya da 36 seans  radyoterapi alacaktım. Olsundu, keyfim gayet yerindeydi. Fotoğraf üstadı arkadaşım Aylin’le kel kafama geçici dövmeler yapıp, fotoğraflar çektik. Kanser tedavisi süren yeğenim Melis’le rengarenk peruklarla eğlendik. Ve dünyalar tatlısı Prof. Dr. Nuran Beşe radyoterapi vesilesi ile girdi hayatıma.

Özel hayatımda değişen bir şey yoktu. Ama ben artık hiçbir üzüntü hissetmiyordum. Kötü gibi görünen kanser tedavi süreci bana iyi gelmişti. Belki de sahiden “gençlik aşım” dediğim ilaçlar, bende gençlik aşısına dönüşüyordu.

NEYE İNANIRSAM ONU YAŞIYORUM :

Birden zihnimde ışık yandı. Olup biteni bir anda fark ettim. Neye inanırsam o oluyordu, neye odaklanırsam hayatım ona dönüşüyordu. Kanserin bana gelişi, nefes deneyimim, saçlarımın dökülme süreci hepsi yalnızca benim inançlarım doğrultusunda gerçekleşmişti.

Özel hayatımda yaşadığım derin duygusal travmalar kanser sürecimde kesintiye uğramış ve ben gerçekten neredeyse intihar edebilecek durumdayken,  birden rota değiştirmiştim. Artık “özel hayatımı nasıl düzeltebilirim” endişesi yerine “nasıl daha sağlıklı ve neşeli bir Füsun” olabilirim düşüncesine odaklanmaya başlamıştım. Kemoterapi öncesi deneyimlediğim nefes terapilerini daha fazla uygulamak ve öğrenmek için nefes kampına katıldım. Aldığım her bir nefes beni daha güçlü, daha neşeli, daha farkındalıklı hale getiriyordu.

Ameliyat sonrası kemoterapi ve radyoterapiler tamamlandı. Ertesi yıl, bu kez, radyoterapiden zarar gören meme implantının onarılması, nefes ve oksijenin gücünün yetemediği ameliyat yeri açıklıklarının yeniden dikilmesi gündeme geldi.  Birkaç gün de böylece hastaneye yattım.

Bütün tedaviler tamamlandığı zaman doktorum Gül Başaran’a  “her şey bitti değil mi? Bir daha kanser manser hikayesi olmayacak değil mi?” dediğim zaman, doktorumun yanıtı benim için yeni bir yol ayrımıydı. “ Hayır, sokaktaki insan kadar kanser riski taşıyorsun.” Dedi bana. O zaman yeni kanser ya da bir başka sağlıksız durum yaşamamak adına YOL almalıydım.

Kansere yakalandıysam bunun bir sebebi var. Birden bire, kanserli hücre üretmedi bedenim. O kanserin sebebi, “ben”im tamamıyla. Benim duygularım, düşüncelerim, inançlarım. Tüm  sağlıksız durumların ( hastalık diyorsunuz siz ona ) kaynağı kendimiziz.

YA SONRA? :

Üzerinden 5 yıl geçti. Kanser tedavisi vesilesi ile gözlemlediğim zihnimin gücüne tanıklık ettim. Ve tabii ki nefes dışında da kendimi değiştirmek adına bir çok çalışma yaptım ve yapmaktayım. Kendimi arayış yolundayım.  Artık ne düşüp yükselen tansiyon, ne reaktif hipoglisemi sorunu yaşamıyorum. Belime yerleştirilen titanyum mafsala rağmen scuba ( dalgıçlık ) ve kayak yapıyorum.

Bel fıtıklarımdan, tansiyon ve şeker sorunlarına kadar, bedenimde ve duygularımda oluşan farklı süreçlerde, bedenimin benimle konuştuğunu biliyorum. Ne gibi durumlar karşısında, nasıl denge bozulmaları yaşadığımı net olarak görüyorum. Kendi yaşama sorumluluğumu alarak seçimler yapıyorum.  Bana hastalık yaklaşamaz gibi bir büyük laf etmeyeceğim ama olan biten her şeyin, bu hayat OYUN’unda,  bir YOL ve yolculuk olduğunu bilerek önüme gelen her duruma gözlemci olarak yaklaşıyorum. Hiçbir duygu, düşünce ve kimlikle özdeşleşmemeye çalışıyorum.

Arada kontrole gidiyorum. Bir kez kanser markerlarımda yükselme oldu. Tetkikleri yeniden yaptırtmak üzere kendime 1 hafta zaman verdim. Bu süreçte kendimle ve sessiz kaldım. Bana iyi hissettiren şeylere odaklandım. 1 hafta sonra laboratuar sonuçlarım yine temizdi.

Bir kez de ciğerlerimde lekelenmeler gördüler. Yine kendimle ve sessiz kaldım. Üzerinden 6 ay geçti, lekeler orada duruyor. İlerlemiyor, gerilemiyor. Orada öylece duruyorlar. Bu lekelerde bir hareketlenme başlarsa, ne mi yaparım? Tabii ki o an ki durum ve inançlarım ne gösteriyorsa, o şekilde yol alırım. Batı tıbbına asla karşı değilim ama yalnızca tüyleri traş etmenin yalnızca semptomları yok ettiğine inanıyorum. Sorun kaynağından çözülmediğinde, bir gün yine aynı sorunla karşılaşırım. Sorun, çözümü içinde taşır. Çözüm için, tam da sorunun kendisine bakmalıyız. Bu sağlıksız durum bana neyi göstermeye çalışıyor. Ve bazen ilk önce semptomları yok edip, sonra YOL almam gerekebilir.

Doktor da değilim, sağlık sektöründen de değilim. Yalnızca deneyime sahibim. Yine de benden size tavsiye. Hiçbir hastalığı sahiplenip kendinize yakıştırmayın. Bedensel bir sorunun varlığına ve sizi ilaçların tedavi edeceğine inanıyorsanız, hiç durmayın hastanelere, doktorlara koşun. Ama içinizde, derinlerde bir yerlerde, bu bedensel sorunun aslında hiç olmadığına ve bu durumun size yalnızca bir şeyler söylediğine inanıyorsanız, sessizliği dinleyin. Sonrası, sizin YOL’unuz.

Not  1: Burada yayınladığım bu yazıyı, herhangi bir yerde yayınlanmak isterseniz, hiçbir kelimesine ve imlasına dokunmadan paylaşın lütfen. Yoksa, anlam karmaşası olabiliyor. Sevgimle.

Not  2 : Yazının başında “kanseri kullandığım” iddiasının karşısındaydım. Yazdıklarımdan sonra, itiraf ediyorum. Ben kanseri kullandım. İstediğim, özlemini duyduğum hayatı, görmek istediğim Füsun’u yaratmak için kanseri kullandım.  Ve bunda çok da başarılı olduğumu görüyorum. Seni sahiplenmiyorum ama bana kendi mucizemi gösterdiğin için sonsuz teşekkür ediyorum sevgili kanser.

“füsunSu kimdir” diye merak edenler için benden birkaç cümle :

Yaz sıcağında, Antalya’da Füsun Balta olarak doğdum. ODTÜ’de Mimarlık, İÜ’de Müzikal okudum. Füsun Coşkun olarak kariyer yaptım, müzik yaptım. Yine Füsun Coşkun olarak, Eurovision, Discovery vb yarışmalar sonrası “Sarhoş” albümümü yayınladım. TRT FM’de canlı, naklen konserler yaptım. “Dünyanın en muhteşem deneyimi” diye nitelendirdiğim kızımla birlikte BÜYÜ’meyi seçtim. Bir gün kanserimle tanıştım, duvara tosladım, ALTÜST oldum, paramparça oldum. İyi ki de öyle olmuş. Yaşamımda yanlış yere oturmuş olan tüm parçalar doğru yerlerini buldu, bulmaca çözüldü. Hayatın altı ve üstü birdi, belki daha iyiydi. Kanser dönemi faydasını gördüğüm nefesle ve zihin dönüşüm sistemleri ile YOL  alıyorum.  Şubat ayında, “DNA”  isimli, kendi dönüşüm hikayemi anlattığım albümümle müziğe geri döndüm. Tüm isimleri geride bıraktım, en DERİN NİYET’im AŞK’la, “ SU ” olup akmayı seçtim, füsunSu oldum…  Mayıs ayında “UMA” isimli, yine kendi UYAN’ış yolculuğumu anlattığım üçleme albümüm sizlerle buluştu. Ve geçtiğimiz günlerde BÜYÜ isimli üçleme albümümü yayınladım.

Müzisyen, nefes terapisti, bir de www.guncelkadin.com.tr‘nin verdiği  “yazarlık” sıfatı ile size ulaşıyorum. Kalbinize AŞK’la dokunabilirsem ne ala…

www.fusunsu.com     ‘dan ve     https://www.facebook.com/fusunsubyfusun/  isimli sayfamdan bana ulaşabilir ve takip edebilirsiniz.     http://bit.ly/2h5paz2     ( youtube ‘ta Loras audiO kanalımız’dan ) kendi YOL’culuğumu anlattığım tüm müzik videolarımı izleyebilirsiniz.

Paylaşım ve dönüşümlerinizi merakla ve sevgiyle bekliyorum.

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :