YAZARLAR Füsun SU
12
14
16
18
11/04/2017 18:21
Dünyanın en değerli bütün mücevherlerinden daha değerli olan

Hepimiz algılarımız üzerinden ve algıladığımız kadar yaşıyoruz, dünya denilen düzlemde.

Mesela mücevher dediğiniz zaman, önce kocaman bir hazine sandığı beliriyor gözümün önünde. Sandıktan dışarıya taşan pırıl pırıl takılar, süsler...  Masalsı bir şey yani. Sonra gerçek dünyaya dönmeye çalışıyorum. Bu defa, aksiyon filmlerinde peşinden koşulan, uğruna insanların öldüğü falan bir şey mücevher, mesela kaşıkçı elması falan. Yine başka bir film karesi, bu defa bir kadının boynuna şıkırtılı takıyı, zafer elde etmiş edasıyla takan bir adam… Tümüyle nefes aldığımız madde dünyasına döndüğümde ise ortada bir çeşit alışveriş görüyorum. Tek taşla yapılan aşk ilanlarının, evlilik hikayelerinin, zavallı tek taş suçsuz, olduğu gibi dururken, o eski aşıkların kıyasıya düşman haline gelebildikleri hikayeler mesela. Ya da bazen bir özrü kabul ettirmek için, yürekten, temiz ve saf bir gerçek özür yerine, kendi maddi sınırını belki de zorlayarak, özür ifadesinin nesnel  hali. Ya da birilerine “seni tebrik ediyorum, seni seviyorum, benim için değerlisin” duygularını ifade etmek üzere bir elçi. Bazen de, “Hey dünya, ben güçlüyüm. Kendi taşımı kendim alırım” diyerek bir bir süs olarak insanın kendi kendisine maddesel  bir armağanı. Ama yine içinde, kendimiz dışındaki bireylere, dışarıya  gönderilen sinyaller.

Biraz da gülmek için şu hikayeyi paylaşayım sizinle: Geçenlerde facebookta bir fotoğraf şöyleydi;  Mağazanın kapısında “2 tektaş alana %50 indirim” yazıyordu. Fotoğrafın altına şu yorum yapılmış.  “ Karısına tek taş alabilenin bir de metresi  vardır. “  şeklinde. Güç ve para ile itibar kazananların iktidar hırsı bitmez ve bunu yaşamın her alanına yayarlar. İşlerinde, özel yaşamlarında aldıkları kararlar ve eylemler  bilinçaltındaki güç ve para üzerinden şekillenir.

Merak ediyorum. Bir adada uzun yıllar yalnız başınıza kalacaksınız. O mücevherleri mi alırsınız yanınıza?

Bunlar bir çırpıda benim aklıma geliverenler. Kimbilir sizde ne hikayeler vardır.  Sahi, yorum bölümüne yazsanıza algınızdaki mücevheri, mücevher hikayelerinizi. Paylaşalım heybemizdekileri.

Boşandığım eşime teslim etmek üzere,  kızımın ilk dişi, ilk saçı ile birlikte sakladığım pırlantaları hazırlarken, bunlar geçiyordu zihnimden. 8 yılda yalnızca 3 kez kullandığım, kimileri için servet niteliğinde,  güç ve itibar göstergesi pırlantalar. Fonksiyonel olmayan, varlığı ile yalnızca diğer zihinlerde  “ ben değerliyim, önemliyim, zenginim, seviliyorum” gibi mesajlar yoluyla algı yaratılmaya vesile olan pırlantalar. Cam parçaları. Bazen kalbinizde can kırıklarına dönüşen cam kırıkları.

Algım bu mücevher işine hala hakim olamadı. Ama sanırım, bazı insanların algısında mücevherin yarattığı his, kızımın ilk dişini, ağzının içinde pırıl pırıl gördüğümde içimde kabaran huzurla karışık coşku hissi olsa gerek.  Bir inci, bir pırlanta ya da adı her ne ise mücevher bu olmalıydı. Kızımın ilk dişi. Ancak şimdi olduğum noktadan baktığım pencerede “ilk diş”  e bile anlam yüklemişim.  Tabii ki ilk diş, çocuğumun büyüyor oluşunun şahane bir işaretiydi. Ama, “o diş”  bile geçip giden, dönüşen ve yok olan.  Oysa sonsuzdan gelip sonsuza giden, sınırlı 5 duyu algımızın ötesinde bambaşka gerçeklik var.

Sevdiklerimize ve kendimize verebileceğimiz gerçek hediye koşulsuz, yargısız, beklentisiz sevgi ve onlara ayırdığımız kaliteli zamanlar. Yani, ancak verdikçe çoğalan şey hediye olabilir. Ortada maddi değerler varsa bu ancak alışveriştir. Bir çeşit “kar” karşılığı “feda”  edilen bir miktar maddiyattır, adına  “fedakarlık”  deriz.

Hayatta neye değer verirsek, değerimizi o belirler. Kendi değerimiz, değer verdiğimiz şey kadardır. Hanginiz kendi değerinizi pahalı cam parçalarından daha kıymetsiz görebilirsiniz. Dünyanın en değerli bütün mücevherleri toplanıp gelse, ayaklarına serilse, sen hepsinden daha değerlisin. Hep söylerim, bir gün bilim adamları “Özür dileriz, elmas madeni dünyada sınırsızmış. Ama kömür tükenmek üzere.” derlerse, koca koca kara kara kömürler  mi takacaksın boynuna.

Dikkat et. Bir mücevhere sahip olmak istiyorsan, içinde, derinde, kalbinin derinliklerinde bir boşluğu doldurmaya çalışıyor olabilir misin? Belki sevgi, belki güven, belki güç, belki itibar, belk, onaylanma…Bunu birtek sen bilebilirsin.

Hiçbir mücevherin, hiçbir araba, yat-kat, villanın, kariyerin, etiketin  veremeyeceği güven ve huzur sana, seni  yaratan tarafından veriliyor. Seninse yalnızca seçmen gerekiyor. Görünen, elinde tutabildiğin mi yoksa görünmeyen ve kalbini doldurup taşıran mı?

Sen değerlisin. Dünyanın tüm mücevherlerinden daha değerlisin. Allah’ın yarattığı her bir canlı, eşsiz ve mükemmel. Ve  “O”  ki, uzakta bulutların ötesinde bir yerlerde değil. Senin içinde, özünde, her bir hücrende, DNA’nda. Şah damarından daha yakında.

Aşk, en değerli mücevheriniz olan kalbinizde hep ışıldasın dilerim...

füsunSu kim diye merak edenler için benden birkaç cümle :

Yaz sıcağında, Antalya’da Füsun Balta olarak doğdum. ODTÜ’de Mimarlık, İÜ’de Müzikal okudum. Füsun Coşkun olarak kariyer yaptım, müzik yaptım. Yine Füsun Coşkun olarak, Eurovision, Discovery vb yarışmalar sonrası “Sarhoş” albümümü yayınladım. Dünyanın en muhteşem deneyimi olan kızımla birlikte büyümeyi seçtim. Bir gün kanserimle tanıştım, duvara tosladım, paramparça oldum. İyi ki de öyle olmuş. Yaşamımda yanlış yere oturmuş olan tüm parçalar doğru yerlerini buldu, bulmaca çözüldü. Kanser dönemi faydasını gördüğüm nefesle ve zihin dönüşüm sistemleri ile yürüyorum. “DNA” isimli albümümle müziğe geri döndüm. Nefes terapisti olarak yola devam ederken, www.guncelkadin.com.tr bana bir de yazarlık sıfatı verdi. Tüm isimleri geride bıraktım, en DERİN NİYET’im AŞK’la, SU olup akmayı seçtim, füsunSu oldum…  www.fusunsu.com/#videos

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :