YAZARLAR Füsun SU
12
14
16
18
14/03/2017 09:53
82’lik delikanlı, efsane ALPAY !

Geçtiğimiz günlerde üst üste iki kez konserine gitme fırsatı bulduğum efsane şarkıcı Alpay için  yazmasam olmazdı.

Önce çocukluğum, genç kızlığım derken şimdi telaffuzu zor olsa da orta yaş dönemimde, hala üstün sahne performansı, kalplere dokunan melodileri, ruhları aydınlatan sesiyle bende çok özel bir yeri var Alpay’ın. Ve eminim kaç nesildir birçoklarımızın hatıralarına, düşlerine fon müziği olan Alpay şarkıları bundan sonra da dillerden düşmeyecek. Müzik sektörünün fast food tarzı hızlı tüketim içeren müziklerinin yanında, Alpay şarkıları daha kim bilir kaç nesil sonrasına devrolacak.

Frankie İstanbul :

Çok uzun yıllardır sahnede izlemediğim Alpay’ı ilk önce İstanbul’un seçkin mekanlarından olan Frankie’de bir arkadaşımın daveti ile izledim. Frankie Nişantaşı’nda Sofa Otel’in en üst katında yer alan, günün her saati, lezzetli yemekleri ile bilinen, şimdiki ismiyle 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nü yani ilk İstanbul Boğazı’nın süsü köprümüzü gören keyifli müziklerin yapıldığı bir mekan. Bunlara, ses ve ışık tesisatının ne kadar doyurucu olduğunu eklemeden geçemeyeceğim.

19 Şubat gecesi, hem yemek masalarında, hem de sahne önünde yer alan bar masaları etrafında, şık giyimleri, itinalı makyajları, ellerinde kadehleri ile hazır bulunan dinleyiciler,   saat 22:00’ye doğru, sahnede duruşu ve şarkıcılığı ile çok başarılı bir şarkıcı olan Elif’le geceye merhaba dediler. Alpay konseri için, müzik ücreti 60 TL idi. Tabii içtikleriniz hariç. İçeceklerin 20 TL’den başladığını hesap edebilirsiniz.

Ardından Alpay tüm heybeti ile sahneye geldiğinde, yemeklerini bitirenler de sahne önüne gelmişti çoktan. Alpay söyledikçe açıldı, açıldıkça söyledi. Ve neredeyse 3 saat bizlere zamanda yolculuk yaptırırken, hüzün ve neşe her bir şarkıda peşpeşe yokladı bizleri.

Mustafa Saffet Kültür Merkezi :

Kısa zaman sonra 1 Mart’ta yeniden Alpay afişlerini görünce, hemen annemi konsere götürmeye karar verdim. Ataşehir Belediyesi’nin Mustafa Saffet Kültür Merkezi isminde bir merkezi var. Küçük, şirin kütüphanesi ve misafirlerine çay ikramı yaptıkları, çalışanlarının son derece dost ve güleryüzlü olduğu bu merkez, Örnek Mahallesi’nde yer alıyor. Biletlerin bazen bedava, bazense  5 TL gibi makul bir rakamdan satıldığı merkezde konserler, tiyatrolar, sergiler ve çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor.

MSKM ‘de konser tam 20:30 ‘da başladı ve 23:00 öncesi bitti. Herşeyden önce etkinlik saatleri ertesi gün işlerine, okullarına gidecek olanlar için çok elverişli. 330 kişilik salonda boş koltuk kalmadı. Bazı Belediye Kültür merkezlerinin aksine ses sistemi çok çok başarılıydı.

Tabii ki her iki konserde de Alpay’a eşlik eden orkestra elemanlarının her biri ayrı birer değer. Sahne üzerinde orkestranın birbiriyle uyumlu, huzurlu ve keyifli olduğunu gözlemledim. En dinamik şarkıda bile yormayan davul, her makama kolayca eşlik eden klarnet,  arka planda koca bir senfoni orkestrası varmışçasına altyapıyı destekleyen synthesizer ( tuşlu, klavye temelli, piyano ve birçok enstrüman sesini örnekleyebilen enstrüman ) ve elektro kemanda, kıvrak gitar ve sağlam bas gitar, bu orkestranın bileşenleri. Güçlü orkestra eşliğinde her bir notasına çokça emek verildiği belli olan birbirinden güzel ezgiler,  nüanslarıyla, armonileriyle canlandı, aktı sahneye, tüm dinleyenlerin hücrelerine işledi.

Veee Alpay:

1935 doğumlu Alpay, sahnede 20’lik yaşlılara inat, 82’lik delikanlı. Coşkusu, tüm yaşanmışlıkları ile birleşince enerjisinin dinleyene geçmeme ihtimali yok. Muhtemelen geçmiş zamanlarda bolca spor da yaptığından olsa gerek, postürü dimdik ve diyafram kası, şimdilerde baklava kaslarını öne çıkaranlardan çok daha fazla güçlü.

Sahnede şarkıların arasına serpiştirdiği keyifli sohbetler,  geleceğin müzik dinleyicisi için umut verdi bana. Ülkemizde belki bir gün yeniden popüler müzik olmanın ötesinde, pop müzik şarkıları duyarız. Çünkü bu müziği duymak isteyen azımsanmayacak bir kesim her zaman için mevcut.

Benim en çok etkilendiğim hikayeyi paylaşayım sizinle. Bir gün radyoda elektronik müzikle, popüler müzik karışımı olan çağdaş bir konçerto duyar. Klasik barok gibi duyumsadığı ve çok sevdiği bu müziğe Türkçe söz yazar ve o zamanki yapımcısı Yonca Plak’a koşar. “Bu şarkıyı çok sevdim, üzerine söz yazdım. Bunu plak yapmalıyız” der. Yapımcı bu plağın satmayacağını, çünkü ülkemiz müzik dinleyenlerinin bu tarzı sevmediğini ama Alpay’ı kırmayarak bu plağı basacağını söyler ve plak, o dönemin en iyi satışlarından birini gerçekleştirir.  Orijinali  “Concerto Pour Une Voix” olan bu şarkı “Ayrılık Rüzgarı” olarak 1975 yılından bu güne kadar hala çok sevilmekte ve günümüzde birbirinin kopyası şarkılara hala meydan okumaktadır.

Armonisi zengin, çok sesli müzik, çok yönlü düşünebilen, güçlü zihinlerin tercihidir. Dinledikçe stabil düşünceleriniz bile çok yönlülük kazanır. Alpay’ın o dönem, satış kaygısı içermeden  attığı cesur adım, göstermiştir ki, dinleyenlere kaliteli, çok yönlü müzik ulaştırıldığında, dinleyici eş zamanlı olarak ya da zaman içinde zengin armonik yapısı olan bu müziklere yönelir, seçer, dinler ve sever. Ancak, insan zihni kolaya yönelir, kolayı sever. Akılda kolay kalan, birbirine benzeyen melodiler, şarkı içinde sürekli tekrar halinde olan slogan sözler, nakaratlar yormaz zihninizi. Kolaya alışan zihin muhakemeden de yoksun kalır. Önüne konan ekonomik ve siyasi modelleri de yorumlamadan, koşulsuz kabul etmeye başlar ve nihayetinde koyun sürüleri olarak, yalnızca verileni alır. Yaratıcılıktan, yargı, yorum ve kıyastan uzaklaşır.

Ülkemizde Pop Müzik, 60’lı yıllarda, Türkçe Sözlü Hafif Müzik olarak bilinir ve şimdi “cover” diye isimlendirdiğimiz, yabancı müziklere yeniden Türkçe söz ile yorumlanan aranjmanlar formatında dinlenirken, şimdi Batı standartlarında müzik yapabilecek müzisyenler ülkemizde sayıca hiç de az değil. Buna rağmen bize ulaşan müzikler aynı fabrikadan çıkmış gibi benzerlik taşıyor. Konu Batı müziğinden açılmışken, Doğu müziğini ve özellikle Anadolu topraklarında doğup, büyüyen etnik, otantik müzikleri görmezden geldiğimi zannetmeyin. Bu topraklarda çok zengin müzik kaynağı mevcut. Benim takıldığım nokta, aynı sahneler, aynı rollerle neden aynılaştırılmaya çalıştığımızın sorgusu. Sınırlandırılmış ve yönlendirilmiş düşünce eylemi ile gerçekte özgürlük mümkün olabilir mi?

Neyse, benim konum ekonomi ya da siyaset değil. Ayrılık Rüzgarı’ndan çıktık yola, nerelere vardık. Ayrılık Rüzgarı döneminin en öncü şarkılarından biriydi. Umarım yaşadığımız bu dönemde yine cesur müzisyenlerin, radikal anlamda, zihin açılması, uyanışı sağlayacak söz ve müzikleri kulaklarımıza, gönlümüze ulaşır. Ne de olsa, dinlemek istediğimiz müziğe ulaşmak internet ve sosyal mecra aracılığı ile çok kolay. Yani dayatılanı almak yerine kendimize ruhsal ve zihinsel zenginlik sağlayacak normları seçmek bize ait.

Alpay’ın beni derinden etkileyen bir başka hikayesi de, aynı zamanda çok iyi arkadaşı olan Fecri Ebcioğlu’nun uzun süren hastalığı esnasında yaptıkları şarkıya ait. Huzurla uyusun, Fecri Ebcioğlu’nun hastalığı esnasında, radyolar ustanın hep eski şarkılarını çalarken, dostu Alpay’ın,

“Geçmiş, geçti gitti. Şimdi yeni şeyler söylemek, üretmek gerek. İleriye, önümüze bakalım.” Diyerek Ebcioğlu’nu yüreklendirmesi ile ortaya yeni bir şarkı çıkar. Orijinali Yunanca olan bu şarkı “Hayalimdeki Resim” olarak hayat bulur. Her birimiz gerçekte düşlediğimiz resimi yaşıyoruz. Düşlediğini yaratmak, mükemmel karelerin ardı ardına dizilimi olarak gerçekleşmiyor. Algı alanımıza giren her şey düş’e dair. Bu yüzdendir bazen ayıpladığımızı yaşamamız.  Herkes kendi yolunu yaratır. “Hayalimdeki Resim” den “I did it My Way” e dek söylediği her şarkıyı yeniden yaşar sahnede Alpay. Kendisi şarkıyı yaşarken, yaşanmışlıkların izleri, sesinin eşsiz tınısı aracılığı ile sizin de kemiklerinize kadar işler şarkının pozitif enerjisi.

Öyle çok dilde şarkı söyler ki Alpay, hiç bilmediğiniz dilde bile söylese, anlarsınız şarkıyı, hissedersiniz. Çünkü kulağın beyinde çözemediğini, tınılar kalpte çözer. Hisler yanılmaz. Ve iki konserde de her dilde Uluslararası yolculuk yaptık, Alpay’ın yabancı dilde seslendirdiği şarkılarıyla.

Ayrıca, Alpay’ın sahnede İspanyol ezgileri arasına eklediği tap dans ( özel bir ayakkabı ile, ayakların ucu ve topuğu yere vurularak yapılan dans ) görülmeye değer.

Bu yazıyı hazırlarken, 80’li yılların sonunda Ankara’da, ODTÜ ‘de mimarlık okuduğum dönemde, biriktirdiğimiz harçlıklarla gittiğimiz ve Alpay’ın sahne aldığı Karpiç’i de kendisinin işlettiğini öğrenince, bir kez daha kalitenin tesadüf olmadığı anladım.

Ruhun yaşı yoktur. Yaş alabilirsiniz ama her an’ınızı AŞK’la yaşayarak, her ne yaparsanız AŞK’la yaparak, yaşlanmamak elinizde.

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :