YAZARLAR Didem Tınarlıoğlu
12
14
16
18
20/04/2017 05:50
Olur mu hiç ?

İnsanların, sadece yüzde on dördünün sevdiği işi yaptığını biliyor muydunuz ? Mesleğini   “hiç ve/ya   pek sevmiyorum “diyenlerin  oranı yüzde altmış beş ! (kyn.paramedya.com)

Düşünebiliyor musunuz ?

Yaşamının neredeyse  üçte birini geçirdiği bir işi ,sevmeden yapmak ne büyük   eziyet!

 Aristotle insanların her şeyden çok mutlu olmak   istedikleri sonucuna varmış. 2300 yıldır değişen pek bir şey olmamış. Aristotle‘den bu yana her konuda ilerleme varken mutluluk arayışımız konusunda arpa boyu yol almamışız.

Dünyanın yüzde 4’ü (yaklaşık 320 milyon kişi) depresyonda. Tedavi için uzmanlara başvurmayanlar da dahil edildiğinde rakamın çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. (Avusturyalı Queensland  Ünv.)

Türkiye’ de  8 milyon kişi  antidepresan  kullanıyor ve kullanımda kadınlar erkekleri ikiye katlıyor. (Sağlık Bakanlığı 2015)

Her taraf mutluluğun formülünü anlatan kitaplar, kurslar, workshoplarla dolu. Gittikçe yalnızlaşıyor, maskelerin sayısını ve çeşidini çoğaltıyoruz. Maskeler ; evde, işte, sosyal hayatta ve yastığa başımızı koyduğumuzda birbirlerini tanımıyorlar bile.

Farklılıkları içinde yorulmuş ruhlar, emanet bedenlere teslim edilmiş   nefes almaya çalışıyorlar. Mutsuzlukların yerini bir de umutsuzluklar devir alıyor çoğu zaman.

Kendi kendine bile yaşamını sorgulamayan benlikler ama etrafına akıl veren bilgece yaklaşımlar. Bilgece tavırları sergilerken ustaca rollerle   yaralar saklanıyor .

 Sosyal medyada sahte gülümsemeler, olması arzu edilen yaşamlar, binlerce takipçisi olan hesaplara sahipken güvenebildiği insan sayısı üçü beşi geçmeyen profiller, binlerce km uzakta sanal biri ile saatlerce süren sohbetler yanı başında duran dostlarla paylaşılmayan hayatlar.

Elindeki telefona bakmaktan gökyüzüne bakmayı nicedir unutmuş benlikler, kulaklıksız yürüyemeyen ama kuş sesini işitmeyen kaç gençleri düşününce durumun pek de iyiye gitmediğini görmek çok zor değil.

Hırsların, arzuların, sosyal statülerin ve somut değerlerin peşinden koşarken asıl yaşamın lezzetini hiç tadamaz olduk.

Ertelenmiş mutluluklar planlanmış ileri yıllara atılmış yaşamlar derken anı bilmek ve yaşında yaşamaya çalışmak gülümseten   iyimserliklere dönüştü nerdeyse.

Yaşam dediğimiz şey ortalama 75 yıl,o da   şanslıysanız !

İlk 25 yıl: çocukluk, okul derken sonrasında da ergenlik ve hormonların devrede olduğu, önündeki ömrü upuzun düşünerek geçen havai yıllar.

Son 25 yıl deseniz : emekliliğe yaklaşmanın ya da emekli olmanın getirdiği dinginlik ve  sakinlik ile bedenin ve ruhun kıymetini yeni fark etmiş olmanın geç kalınmış bilinci ile tüm yaşam  sağlığı hakkında bir hekim kıvamında bilgelik ile geçen yıllar.

Geriye kalıyor 25 ila 50 yaş arası: Burası, yaşamın tam ortası. Hırsların, tutkuların , sorgulamaların en fazla yapıldığı ama eyleme dökülmeyip ertelenen yaşamlar, “ev almalıyım, araba almalıyım, çocuklar en iyi okulda okumalı”  diyerek istemediğimiz işlerle ömür tüketmek, sadece uyumlu değil uygun olduğu için yapılan eş seçimleri, son yirmi beşi yılı iyi geçirmek için gece gündüz çalışıp eve gelince koltuğa kendini zor atan bedenler,televizyon karşısında uyuya kalmanın en büyük konfor olduğu yaşamlar ile geçen yıllar.

Bir de üstüne bu karalar bağlamak ne kazandırıyor? Nereye kadar ?Bir sonu olacaksa eğer  hep beraber sayalım şafağı. Ama görüyoruz ki 2300 yıldır bitmemiş bu şafak (!)

Üzülecek şeylerin sayısı çok. Doğru. Peki gülümseten şeylerin sayısı az mı?

Her şeyi koy verip yaşayalım, canımız neyi istiyorsa hesapsızca tüketelim demiyorum ama bu kadar da ertelemek ve zamanı zamansızlıkta hissetmemekten bahsediyorum. Pişmanlıklar, suçlamalar ve bahaneleri bir kenara bırakıp hedeflerimizin peşinden koşarken hedefler sizi sizden alıkoymasın diyorum.

İç mutluluk   yoksa ne bilgi ne beceri bir işe yaramıyor.

Bir insanın yaşamın tüm alanlarında sağladığı birbiriyle bağlantılı sonuç kalitesine "yaşam başarısı" diyoruz. Yaşam başarısı bir insanın yaşama dair beklentileriyle yaşamındaki gerçekleşmelerin doğru orantılı olması sonucu elde edilen bir kazanımdır. Bunda bir insanın ilişki başarısından, akademik başarısına hatta sosyal ilişkiler başarısına varan bir dizi alanda beklentileriyle örtüşen sonuçları alması gerekir. Bir başka deyişle yaşam başarısı kendini gerçekleştirmek ve yaşama dair çok yönlü olarak isteklerine ana hatlarıyla ulaşabilmektir.

Boşa geçen ömrü sorgulamanın belki de tam zamanıdır. Dünyayı değiştirmemiz mümkün değil - fakat kendi dünyamızı değiştirmek mümkün.

Henry Ford’un dediği gibi "Bir şeyi yapabileceğinize veya yapamayacağınıza inanıyorsanız; her iki durumda da haklısınız“.

Mutluluğun bir iç yüzü varsa o da içerde gizli.

Sevgi ve mutlulukla kalın.

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :