YAZARLAR Demet Ulutaş
12
14
16
18
09/10/2017 20:01
Son’un saniyelik düşünceleri

Bak giymişim açık-seçik bir giysi,

bakanlar çıplaklığımı gördüğünü düşünse de

öyle kapalı ki

kara çarşaf misali

tenimin giysisi,

kimse görmüyor

gecenin siyahıyla gezdiğimi...

 Saat. 18.15 Biraz önce:

Söz veriyorum. Bir daha asla maviliğini anmayacağım gökyüzünün... Ve o yeşil ormanları, yazın açan papatyaları, güneşin sıcaklığını, dünyanın sonsuzluk veren temalarını bir daha asla anmayacağım, yemin ediyorum herşey adına ve söz veriyorum sana...

 Saat 18.16  Şu anda:

Bir dağın yamacında oturuyorum şu anda... Tam kayanın ucunda... rüzgar hafiften içimi ürpertiyor, sen geliyorsun aklıma... Sarılıp içimi ısıtman geliyor, tezatlıkları severiz ya insanca bu güne hiç uymayan, gönlümdeki hüzne hiç yakışmayan bambaşka sözlerin geliyor durup dururken...

 Düşünce içinde:

Bir nefes alıyorum sonra derinden uzunca bir nefes daha çekiyorum... insan son deminde beyhudelikle düşler ya geçmişini, şu bildik laflarda denildiği gibi “bir film şeridi gibi” benim de geçiyor geçmişim önümden... Güzel günleri anımsıyorum ve kötü geçen günleri... 30 yıla ne çok şey sığdırmışım hayret... Oysa düşündükçe çok az şey yapmışım kendime dair... Hepsinde bir seni ayrı yere koymuşum sen sanki tüm binanın ana temeli gibi tam ortada duruyorsun tüm anılarımın içinde... Sen hem güzel günlerim hem de kara günlerimmişsin..

Kendiyle yüzleşme:

O gün farkettim ki, kendim hariç herkesi sevmişim, ben hariç herkesi önemsemişim ve kendim hariç herkesin düşüncelerini benimsemişim.

Yıllarca başkalarını ne kadar çok mutlu edersem kendimin de mutlu olacağıma, ne kadar çok dinlersem hayatımda da doğruları bulacağıma inanmışım. Kimsenin kalbini kırmadığım sürece hiç kırılmayacağıma, kimsenin isteklerini geri çevirmediğim sürece hiç geri çevrilmeyeceğime olan inançlarla sürdürmüşüm hayatımı... Ama bugün farkettim ki ben ne kadar çok karşı tarafı düşünürsem düşüneyim onlar beni onları düşündüğüm kadar özenle düşünmüyorlar. Herkes kendi hayatının mutluluğu için çabalıyor ve gerekli görürse yanlızca mutluluk dağıtıyor.

 İlk zaman zannettim ki bu karşımdakilerin katılığı, acımasızlığı, bencilliği... Ama şimdi anlıyorum ki bu yanlızca ve yalnızca kendimle ilgili... Asıl benim bencilliğim, katılığım ve acımasızlığım... Kendimden korktuğum için, kalbimin kırılmasını istemediğim için kimseyi kırmaya cesaret edememişim. Bencilliğimden kendim için isteklerimi hep dizginlemişim. Kendime olan acımasızlığımdan başkalarının değerlerini benimseyip bir papağandan farksız aynı dil sürçmelerini yapmışım. Kimin hakkettiğini ya da haketmediğini düşünmeden herkese güler yüzlü davranmışım. Ama herkes güleryüzlülüğü hak etmiyormuş.

Sana olan sevgimin bir aşk, bir fırtına olduğunu düşünmüşüm ama farkediyorum artık aslında ben kendime olan acımasızlığımda kalmışım. Seni bulunca  o hayal ettiğim, filmlerde/kitaplarda görüp olmasını dilediğim bir aşkın içine düştüğümü farzedip seni öyle sevmişim. Ama bunun gerçek mi hayal mi olduğunu hiç düşünmemişim. Yalnızca sevmişim, düşünmüştüm ki seni sevdiğimde sende beni seversin. Birbirimizi o hikayeler gibi sever, aşkımız masallar gibi gerçekleşir ama mutlulu sonlar yanlızca sonsuz hikayelerde devam eder. Kendim o kadar bencilmişim ki hayallerimin yüreğimde attığı kadar gözlerine baktığımda da gösterilmesi gerektiğini, elini tuttuğumda onlar kadar sıcak tutmam gerektiğini hiç bilmemişim. Seni aslında o kadar çok sevmemişim, seni hiç hakettiğin kadar düşünmemişim ancak hayallerimin gerçekleşmesini düşündüğüm için asla kalbimin sesini de dinlememişim.

Eleştiri

Garip geliyor, insan ölümün kapısında durunca yıllarca hiç yapmadığı kadar kendine daha fazla dürüst oluyor belki de... Ben senin kim olduğunu, benim için ne olduğunu anlamak için şu birkaç saniyeyi görmem mi gerekiyormuş... Elemler mi sarmalıymış gönlümü, hayatın nefesini yitirmek mi istemeliymiş yüreğim.

İnsan olmak güzellikte, insan Allah’ın sureti de... İnsan bence herşeyden öte kör olmuş bu dünyanın düzeninde... Görmüyoruz bak işte şu anda en güzel kanıt ben varım, elimdeki tüm kıymetli şeyleri ancak kaybettiğimde anladım... İnsan düşününce daha çok getiriyor aklına, o kadar çok şey var ki anladığım... Ölümü kabullenince basitçe bakıyorsun hayata ve herşeyi daha gerçekçi görüyorsun tıpkı seni gördüğüm gibi...

Gitmeye bir sebep:

Öyle çok şiirler, metinler, hikayeler yazıldı ki aşk adına, gönlümde onlar kadar süslü sözler yok varsa yoksa yalnızca sen varsın, sana söylemediklerim var... Artık biliyorum o şiirde yazdığı gibi “sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi aklımda tutuyorum, büyüdükçe büyüyor gözlerin, ben sana mecburum bilemezsin, içimi seninle ısıtıyorum...”

Saat 18.27  Karar Anı:

Sen olmadığında kaybolup gidiyorum hüzzamlı gecelere

Elimde ışığım da yok ki yol göstersin gönlüme

Karanlıklar sarmalamış kayıp yitikler içinde

Gitmek gerek artık belli ki

bu yolun sonu hiç bitmeyecek...

Adımlarımı atıyorum tek tek

elveda şarkısı söylüyorum usulca

hoşçakalın insanlar, dünya ve hayat...

 (Yanlızca düşünce)

Kendini Bırakma:

Sona geldiğinde insanın tüm duyuları alarm zilleri çalıyor. Tehlikeyi farkedince bedenim istemsizce davranıyor... Tam atıyorum adımlarımı yüreğim bir başka ve şu aklım bambaşka telden çalıyor. Tereddüt sarıyor yüreğimi ya sen yoksan, ya seni hiç bulamazsam...

Yüreğin sesi: Kaybettin... Yalnızca bir kez yalnızca bir defa bulursun kendine denk olanı... Herkesin bir ruh eşi var ya işte seninki gitti... Başka olmayacak anlıyor musun, geçen onca zamanda hiç tükenmeden acıları yaşadın, ızdırap duydun, karanlıklarda yürüdün, siyahlara büründün... Bitmeyecek çilen bırak iniversin boşluğa bedenin, belki iyi bir son değil ama acı çekmektense bitsin artık bu hayat şu anda...

Aklın sesi: Daha yolun yarısı bile değil... Sana hangisini anlatmalı, dinin yasaklarını mı yoksa hayatın hala sürdüğü nefes aldıkça yaşanacak şeylerin fazlalığını mı? Dur, bırak biraz daha zaman geçsin herşey zamanla tükenir, bunu sen de bilirsin... Burada oluşunun nedeni onun yüzünü unutmuş olman değil mi? Geçmiş zamanın aralıklarındaki fazlalıklarda kaybolup gitmen, eskisi kadar derinden kokusunu duymaman değil mi? Herşey bitiyor belki bu kadar büyük bir aşk olmaz ama hayatta oldukça her zaman bir ümit vardır bu dünyada... Bak bedenini görüyor musun? Yüzünde hiçbir kırışıklık belirmedi, saçlarınsa hala dünkü kadar kara... Arasıra kramplar ya da tutulmalar yaşamıyorsun, daha görülecek çok yerler var ve yapılacak çok şeyler...

 Hafif çırpınışlarda korku sarıyor bedenimi, ayaklarım yönünü şaşırıp geriye dönmeye çalışıyor, ama yüreğim hiç yolundan da sapmıyor... Bir boşlukta kalmış gibi salıyorum kendimi aşağıya, sanki tüm bedenim tüy gibi... Kollarımı açıyorum hayali birşeyleri sarar gibi... Ve sonunda iniyorum artık...

 Saat. 18.30 Düşme etkisi:

küt... O ses neydi? Bedenim mi düşen? Gözlerim hafif aralıklı, deniz sarıyor hafiften beni... İçimde birşeyler acıyor sanırım düşmenin etkisi... Gömülüyorum karanlığın içine... Son çırpınışlar içinde nefesimi tutuyorum derinden ama o arada dibe çekiliyorum.... Ellerim birşeylere değiyor ama gözlerimi açamadığımdan ne olduğunu bilmiyorum... Artık nefesimi tutamıyorum, boşverip bırakıyorum... Kullaklarımda hafif tiz sesler var, sular dolduruyor içimi...

 Ve artık son (bir rüya ya da...)

Bir bahçe kenarında oturan sen varsın... Hala o kadar aynısın ki sanki gittiğinden beri hiç değişmemişsin, hatta daha bi kendinsin... Bana seslendiğini duyuyorum ama ne söylediğini hiç anlamıyorum yalnızca ellerini uzatışını farkettim... Sana sarılmak için koşuyorum, koşuyorum lanet olsun yakın gibi görünse de çok uzaksın...

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :