YAZARLAR Demet Ulutaş
12
14
16
18
30/05/2018 07:15
Çanakkale
Saat: 13.22
Yer: Arıburnu Koyu/İç Kesimler
 
Murat yerde sürünürken beraberinde götürdüğü Salih'i emin bir çukura iteler. Kucağına aldığı Salih'in yaralarını kapatmaya çalışırken, ağlamaktan sesi kısık;
- İzin ver ağam, ilerde bizimkiler var. Seni taşıyayım, bi gayret et. Oraya gideriz, sana bakarlar hem.
 
Salih tepkisiz, ses vermeden karşısındaki denize bakar. Murat yaralarına dokunur, elini iteler.
- Ağlama artık, ağlanacak şey değil bu...
- Memet Ali de gelir, arkamızda kalmıştı. O gelir birlikte gideriz olur mu?. 
- Yetişemez. Teğmen nasıl?
- Onlar önümüzde kaldı, varmışlardır bile. Teğmenin yarası ağır değilmiş öyle demişti Memet Ali ağam, hadi ağam, bir gayret. 
 
Murat, Salih'i çekiştirmeye, sürüklemeye çalışırken Salih elinden uzaklaşıp, eski yerine döner.
- Ben yerimde iyiyim. Sen git, gidince de geri dönme. Bu cehennemden çok kardeşim gitti. Yaralısın hem iznini al, köyüme git. Nineme selamımı verirsin. Mektubum da sende. Sana emanettir ikisi de...
- Öyle deme ağam. Hadi bi gayret kalk, nine de kendin bakarsın, mektubunu da kendin verirsin.
- Kardeşlerime de selam söyle. 
- Ayrı düştük ama onlar da iyidir, yine bir araya geliriz.
- Onca yıllık beraberlikte birkaç günlük ayrılık nedir ki Murat? Biz bir ağacın yapraklarıyız. Birbirimizden ayrı düşsek de yine düştüğümüz yer aynı ağacın gölgesidir. Sonunda buluşacağımız yer de aynı yerdir.
- Böyle şeyler söyleme ağam. Ölüm yok daha.. Hele bi gayret et. Yine bir araya geliriz.
Murat içini kaplayan korkudan toprağa uzanır. Tarif edemediği bir duygu sarar benliğini... Bir yanı ölümden korkar, bir yanı yaşamdan... Bir yanı ölmesin der, ölmesin sakın. Bir tarafı da bunca yaraya ölüm yeğdir. Yanında yatan ağasına bakar, gözleri kısık, karşısındaki manzaraya bakmaktadır. Öyle bir kuytu alana girmişlerdir ki keşke der Murat, keşke şu savaş olmasaydı. Yavuklumla gelir şu köşede gizliden buluşur, ayın ışığını seyrederdik. Gülmek gelir garip dileğine sanki bu savaş olmasa buraları görebilirmiş gibi... Ağasına bakar göz ucuyla...
 
Salih daldığı manzaranın ahengiyle yüzünde bir gülümsemeyle döner Murat'a; 
- Ne güzel değil mi Murat? Şu manzaraya bi bakar. Ne  kadar uçsuz bucaksız ve ne kadar küçük. Şu dünyada bundan güzel bir yer var mı acep? Hele de benim göremediğim ne var ötelerde?
 
Murat söylediği manzara çevirir yüzünü... Uzak bir köşede, göz ucuyla görebildiği bir karartıyla bir askerin silahındaki son kurşunu attığını, karşısındaki düşmanın sırıtarak silahını tetiklediğini görür. Etrafta toprağın nasıl olduğunu gösteren tek bir iz bile kalmamıştır. Her yer ölü, ölü yoksa kan renginden kızıla dönmüş bir yer yüzü... Çığlıklar, top atışlarında parçalanan insanlar, ölmemek için dua edenlerin sesleri, emirler yağdıranlar, yalvaranlar, küfürler savurup çıldıranlar. Yanan toprak ve ceset kokusu, köze dönmüş otlar, kalabalık gemi yağınlarıyla dolu deniz, dopdolu filikalar, yüzeye çıkmış cesetler ve kalas parçaları... 
 
Duyulması zor biçare, Salih'in kulağına yanaşır. 
- Arkamız boylu poslu ağaçlarla dolu ama ne ağacıdır pek bilemedim ağam. Galiba elmaya benzer pek seçemiyorum. İlerde de köy var. Biraz sizin köye de benziyor. Hani Yusuf ağanın bahçesinin arkasında patika yol var ya ha öyle bir yolla gidiliyor galiba. Ne dersin ağam belki sen biraz gayret etsen oraya kadar götürürüm seni. Bakarsın Hatçe nene gibi bir nene bize yaptığı şöyle tereyağı sürülmüş, içi peynirli börekten yapar. Gerçi sen o İstanbul işi pişi daha güzel olur diyecen ama bi benim anamın yaptığı böreği ye başka börek bilmezsin. 
Şuradan kurtulalım seni bize götürürüm olur mu ağam. Kurulursun baş köşeye babama anlatırsın kafiyeli hikayelerinden, başının etini yersin. Böyle dememe bakma sen babam sever seni elbet, ama işsizsin ya biraz tepeden de bakar şimdiden diyem. Ama dinledikçe seni sevem mi dövem mi diye de düşünür elbet. 
Murat belki beş dakika kendisine sorsanız saatlerce anlatır ailesini, sevdiğini, şehrini... Tuttuğu bedenin çöktüğünü hissetse de yediremez gittiğine, ona göre Salih ağası onun ağabeyi, dostu, büyüğü, onu koruyan, gözeteni... Salih gidince yarım kalırım der içinden. Kime sorarım ne ederim diye hayıflanır. Kızar da bir yandan şu lanet yara olmasa der, taşırdım taşımasına da bu karmaşada kurşunlar etrafta dolanırken, keskin nişancılar dikkatle etrafı kolaçan ederken ağasını kapıp götürmeyi göze alamaz.
 
Gökyüzüne bakar. Gündüz müydü acep yoksa gece mi? Sanki günün tüm kasveti göğe uçmuş gibi gelir. Dilinde bildiği tüm duaları okur, okur, okur... Kucağı daha çok ağırlaşır, gözleri görmemeye mi yoksa havanın pisliğinden göz etmemeye mi başlamıştır bilemez. 
 
Ağasını kuytuya daha fazla itekler, yarasına dokunur. Kurumuş gibi gelir, bu kadar çabuk kurur mu yara acep? Boynuna el atar hiç ses duymaz. Süngüsünü çıkarır, ağzına tutar. Pür dikkat izler. Bir insanın ölümünün idrakına varmak kadar ağır yük yoktur der yüreği, hele bir durul. 
 
Ağır ağır uzaklaşır ağasından, ayağa kalkar, etrafına bakar. Vurun der iç sesi, hadi vurun beni. Kimse yok mu oralarda şöyle kafama sıkın da dinsin bu keder. Silahını alır, eli titrer. Silahına dokunur, sevgilisini sever gibi okşar. Tıpkı Salih ağasının yaptığı gibi. Yanına oturur tekrar, Salih'in cebinden çakmağını çıkarır, o kıymetlim dediği sigarasını ağır ağır sarar, yakar. Derin bir nefes çeker, ciğeri yanar. Derinden nefesini üfler yüreği haykırır. Öksürür, gözleri daha çok yaşarır. Tekrar çeker tekrar yanar, tekrar üfler tekrar kükrer. Bitene kadar aynen devam eder.
 
Daha dün akşam ben ölmeyi de öldürmeye de hazır değilim dediğinde Salih'in sözleri kulağına çınlar "Hangimiz hazır ki? Telaşa ne gerek var, ne olmuş ölüm varsa şu üç günlük dünyada amaçsız ölmüyoruz ya. Sevinelim buna. Kaderi yalnızca sükunetli geçip de, bir gününde bile hiçbir şey yapmamış insanlar var. Daha önce de katıldım ben savaşa, bilmem nerede bilmem ne amaçla!.. Savaşı görünce, tadınca kendimden de insanlığımdan da iğrendim. Hayattan, yaşamdan tiksindim. Bunca şeyden sonra öğrendiğim dersi öğreteyim evlat. Nereye gidersen git, nasıl yaşarsan yaşa, hiçbir şeyi unutamazsın, kaçamazsın da!... içine işler, ruhuna... Bu kolay mı sanıyorsun? Ama yapıyorsun evlat. Sevdiklerin ölmesin diye tetiği çekeceksin. Çünkü sen çekmezsen ben ölürüm, diğerleri ölür, geleceğimiz de ölür. En acısı da tetiği çekmezsen sen ölürsün. Yüreğini taşa çevir."
Uzakta silah sesleri duyulur tekrar, gözleri görmeye başlar. Ağır ağır kalkar yerinden... Gece mi yoksa gündüz mü bilemediği günde, seslere doğru ölüme yürümeye başlar....
GK
 
Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :