YAZARLAR Demet Ulutaş
12
14
16
18
16/10/2018 01:08
BİLGEÇ ADAM ve J.P. İlk Karşılaşma

Bu bir ses kaydı. Tarih, MT. JP. 3031. Anlatacağım hikaye gerçek. Arka planda hışırtılar duyacaksınız, aldığım notlarla hikayeyi anlatacağım. Aslında bunu kimse dinlemeyecek, tüm kaydı entproların arasına gizleyeceğim. Hafızam eskisi gibi değil. Bu bir sır kaydı. Kendim için okuyorum. Bir sır her zaman baki kalmalı. En azından ben ölene kadar.

Her şey o gün bir tabur askerin beni alıp apar-topar başkente götürmesiyle başladı. Ben basit bir adamım yalnızca. Yaşamımım farklı olabileceğini düşünmedim, basit bir adam basitçe ölür atasözüyle büyüdüm denebilir. Tıpkı babam ve ondan öncekiler gibi… Oysa ben ilkel saatler gibi tik-taklarla zaman geçirip her saat başında gong sesiyle yaşamımı eskitirken, basit bir adamdan bir sırdaşa dönüştüm. Zamanı bilirsiniz az çok, o hikayenizde düşünceleriniz, amaçlarınız, kendiniz veya başkası sizi değiştirmediği sürece asla yönünü şaşırmaz. Kaderiniz yön değiştirmez, farklı yamaçlara dönüşmez.

Ama tarih öğretir ki, büyük farklılıkları küçük insanlar yaratır. Benim gibi basit bir adam, onun en iyi sır tutanı ve ötesi tarihin şahidi ve her şeyden ötesi nefretle başlayan bir sadakatin timsali oldum. Normal bir yaşamım, asla değişmeyecek yargılarım, tutarsız doğrularım vardı. Elbette herkes gibi ben de az-çok değişiyordum ama benim değişimim bir çöldeki kum tanesi kadar kıymetsizdi. Taa ki onunla tanışana kadar.

Ve o gün benim lanetim de başladı. Kendim kadar sizi/bunu dinleyenleri de saran lanetim. Ve ben kendimi nefret ettiğim kişinin karşısında ön yargılar ve öfkeyle dolu buldum. Sonrası sizin de bildiğiniz gibi şimdi onun öğretilerinin anlatıcıyım. Ne zaman değiştiğimi bilmiyorum, ama düşüncelerim kadar hissiyatlarım da değiştiğinde ne kadar sığ ve bağnaz olduğumu, bir kürenin içinde hapsolan bir yaşamı sürdüğümü farkına varıyorum.

MT. JP. 3021. Başkent. 91. Denetim / 321. Kat 
JP İle İlk Tanışma

Beni aldıkları odada hiçbir eşya yok. Uçsuz bucaksız dümdüz bir alandayım. Her yer bembeyaz boyanmış. Temiz bir koku var. Yerden 321 kat yükseklikteyim ve aldığım hava aşağıdaki havadan daha temiz. Böyle bir havayı ancak sanırım annemin karnından çıkarken şaşkınlıkla almışımdır. Oysa masal gibi anlatılan tarihçelerde yazar ‘mis kokulu’ galiba böyle bir deyim vardı. Dedem söylerdi, oda dedesinden duymuş. Bilmiyorum ama sanki bu deyim tam bu koyu için ifade edilirmiş gibi geliyor bana. Ben sanki bu kokuya büyülenmiş gibi tutunuyorum. Durmadan koşmuş gibi nefes alıp veriyorum, ciğerlerimi dolduruyorum ki bu fırsatı başka zaman alamam gibi geliyor. Bana ileriye yürümem söylendi. Korkuyorum gerçi, yürümek değil arkamı dönüp kaçmak istiyorum. Ama şu lanet koku beni çekiyor.

İşte orada ayakta durmuş dışarıyı seyrediyor. Neyi seyrediyorsa artık, buradan aşağısı çizgi gibi görünüyordur muhtemelen. Hiç bu kadar yükseklikten aşağıya bakmadım, bakmamı istemez umarım. Üzerinde hiçbir işaret olmayan bir kıyafeti var. Zırha benzeyen, ışıkla parlayan bir üst, belinde silahlarıyla orada durmuş beni bekliyor. Birisi pazarda gözlerine bakınca ateş fırlatır demişti. Merak ediyorum beni de yakar mı? Gelmemi işaret ediyor. Önünde eğilmeli miyim acaba?

Neden burada olduğunu biliyor musun? Elbette hayır. Komşuların sana ‘bilge adam’ diye hitap ediyor. İşlerine karışmadığın, fazla konuşmadığın, gözlerden uzak rahatsız etmeden yaşadığın için sanırsam. Bilgeliğin anlam kökenini bilmeden, duydukları eski bir ritüele uyarcasına bu ismi vermişler sana… Oysa sen ancak bir mazlum olabilirsin. Şimdi ise sadece bir katip. İşte bu yüzden buradasın ‘bilgeç adam’. Bana yazman ve sırdaş olmak için. Evet, evet biliyorum. Senin harcın değil. Ama senin gibi basit bir adam kimsenin dikkatini çekmez. Elbet geçen zamanda ilgilerini uyandıracaksın. Ama o süreçte yolunu değiştirmiş ve farklı bir yola doğru sürüklenmiş olacaksın. İsteler de seni döndüremeyecekler. Biliyorum bilgeç adam, senden istediklerini alacaklar; ama yalnızca onlara vermek istediklerin kadar. Gizlice yazacaksın tüm sözlerimi, eklemeler olmadan-eksiksizce böylece sen ve ben bu hayattan göçtüğümüzde tarihteki yerimizi olması gerektiği gibi alacağız. Tarihi yazanla, katibin hikayesi… Düşüncelerin, duyguların ne olursa olsun yalnızca duyduklarını yazacaksın. Yorumlar yapmak istersen kendine sakla bu senin değil benim güncem. Bir dosta mektup yazar gibi yazacağım, burada tek fark kalemim sen olacaksın.

İşte bu sözlerle başladı her şey. Başta, ilk başlarda basit gibi gelmişti. O söylüyor, ben yazıyordum. Ama sırlar, gizemler, onların anlamları, kaideler, yargılar, bildiklerimdeki yanlışlar, doğrularımdaki hatalar, kara defterimdeki beyazlıklar, ölümler, yalanlar hepsi yığınla biriktiğinde; işte o an her şey değişiverdi. Ondan korkarken acıdım, acırken sevdim, severken lanetledim. Lanetlerken korudum, korurken yaraladım, kaygılandım, onu hem sevdim hem de korktum.

Yapabileceklerini bilerek korktum, yaptıklarındaki anlamı öğrenirken sevdim. Onun kederinin içinde görmediğimiz o insanı görünce bunca yükü taşıyor olmasına acıdım, azıcık da olsa yükünü hafifletiyor olduğumu düşünerek teselli buldum. Ama küçücük bir parçasını öğrendiğim hayatındaki o sırlar bile omuzlarımı o kadar göçertti ki, işte ben burada bu kuytu odada lanetli biriymiş gibi oturuyorum. Zamanın bana göçmesini bekliyorum. Yalnızlık içinde ölmemişler için gözyaşları akıtıyorum.

Sen orda durmuş bilmediklerinden dolayı endişeleniyorsun, bense bildiklerimden-tahminlerimden-öngörülerimden ve düşüncelerimden dolayı… Emin ol ki öyle anlar vardır ki bilmemek yaşamını uzatır. Şanslı olduğunun farkında bile değilsin. Ama ne yazık ki yakında bu şansın dönecek. Çünkü istesen de istemesen de bilgeç adam bana sırdaşlık etmek için seçildin. Evet, evet karşıt konuşmalara başlamayalım. Benim yaşantımda olmadıkça söylediklerimin anlamını asla kavrayamazsın. Evet, sana kendimi anlatacağım bu doğru, ama dinlemek yaşamak değildir. Ve sen benim sözlerimde anlık şüphe bile duysan, devam eden sözlerimden hiçbirini duymayacaksın. O şüphenin içinde hapsolup kalacaksın, geniş bir bakış açın olmadığından sözlerimin anlamını kavrayamayacaksın biliyorum, biliyorum tarafsızlık ahdi ettin ama insan olduğunu unutuyor musun, insanlar asla tarafsız olamazlar. Ne kadar çok çaba harcarlarsa harcasınlar, bu asla değiştirilemez. Seninle vakit geçirdikçe sen de bir taraf tutacaksın. Ya benden öldüresiye nefret edeceksin ya da bana sadakat sunacaksın. Ne yazık ki hangi yolu seçersen seç sırlarıma ortak olduğundan kederle yok olacaksın.

Neyse artık başlayalım. Adımı biliyorsun. 30 yaşıma birkaç ay sonra gireceğim. Kendi adımı çok uzun zaman önce kendime ben verdim. Bu benim yaşadığım yerde yapılan bir tür ritüeldir. Topraklarımızdan ayrılmadan önce bizi simgeleyecek, daha doğrusu evimizden ayrıldıktan sonra geri dönüşümüze kadar bizi gizlemeye yarayacak isimler veririz kendimize….

Neyse bunlar hakkında sonra da konuşuruz. Bugün biraz özet geçelim.  Benim doğduğum yer bir askeri kamptı. Babam bir asker, annem de bir askerdi. Tıpkı onların anne ve babaları da asker olduğu gibi. Ben 9 yaşlarımdayken bu rutin aile ortamı düşman birliklerince yok edildi. Geriye çok azımız kaldı, ve benim hikayemin gerçek yönleri bu öfkenin yumak ipinin ucunda başladı. Eğitmenlerim bana tahmin edebileceklerinden çok fazla şey öğretmişti. İlk dersim ise her şeyi öğrenebileceğimdi. Henüz 9 yaşındaydım ancak ailemden kopup, yeryüzünde dolaşmaya başladım. Küçük bir çocuğun yarattığı duygusal otomat sevginin bağdaşlığını kimse küçümsememeli, insanlar küçük bir çocuk gördüklerinde istemsizce yardım için uğraşırlar. Bana da yardım etmek isteyenler oldu, ancak ben gerçek ailemin yalnızca bir bölümünü yitirmiştim. Oysa beni aslen eğitecek olanlar, bir kaya parçasını işler gibi benimle ilgilenmek için bekliyorlardı.

Yanlış anlama, düşünce değerlerimi ya da ahlak anlayışımı onlardan almadım. Onlar bana yalnızca nasıl dövüşeceğimi, nasıl düşmanlık edebileceğimi, sınırsız hareket değerlerini, bedenimin geçişlerini, yeryüzünün bilmediğim yerlerini, insanlığın tarihini öğrettiler. Bu eğitimim sıkı ve zordu, en sonunda bitirmiş olarak onlardan ayrıldığım da beni diğer insanlarla uyum sağlayabilmem için çeşitli ailelere evlatlık olarak verdiler. Aslında bu ailelerde uzun süreçli kalışlarda bulunmadım, yalnızca onları tanıyacak-anlayacak ve hatta kimilerini sevecek kadar. Birlikte geçirdiğimiz uzun hikayelerimiz asla olmadı, olan tek şey küçük minik hatıralardan ibaret. Ailelerimin nerede olduklarını sana söylemeyeceğim, ama tarihte benim kadar anne-babası ve kardeşleri olan birini daha belgeleyemezsin.

Aradan yıllar geçti. Zaman zaman sana o yıllardan bahsedeceğim. Ama şunu bilmelisin ki, biz düşündüğün gibi maceralara atılan birkaç çılgın değiliz. Bizim amacımız, kendi olgumuzda türlerimizi bulmak, tanımak, onlarla hayatlarımızı paylaşmak, bilgilerimizi değiş/tokuş etmek ve her şeyden ötesi kolculuk görevimizi yerine getirmek. Evet, bizlere senin dilinde kolcu diyebilirsin. Biz hiçbir varlığı ayırt edemeyiz, kıyaslayamayız, duygusal bağlılılıklara giremezdik. Halen bu asıl kalıplara sahipsek de her şey gibi biz de evrimleştik. Kolculuk ediyoruz ancak artık ayırt ediyor, bölüp parçalıyor, gerektiğinde yardım ediyor, gerekmediğinden sırt çeviriyor veya yok ediyoruz. Artık bizler senin de fark ettiğin gibi yönetenleriz de… Kısaca koruyan-gözeten-kollayan-yok eden-sayan ve yöneten.

Düşünüyorum da tahminimizden fazla büyüdük. Tahmin ettiğimizden daha fazla sorunlarla karşılaştık. Ve artık geçen bunca yüzyıldan sonra evimize dönmemiz gerektiğini biliyoruz, öngörülerimiz bize tüm evrenin hayat hikayesini kökten değiştirecek bir kasırganın gelmek üzere olduğunu söylüyor. Bu öyle bir fırtına ki bilgeç adam, hazırlıklarımızı yapmaz, gerekli önlemleri almaz isek geriye koruyacak hiçbir şey kalmayacak.

Korkmuş gibi bakma, kısa bir süreç gibi konuşsam da uzun süre sonra başlayacak bir yıkım bu; kendi zaman ritüeline göre zamanı kaydetme bu süreç senin zamanının dakikliğinde hareket etmeyecek. Senin anlayacağın şekilde şöyle söyleyeyim 100 yıl sonra ya yok olup gideceksiniz, ya da zorlu bir savaştan bir gaziye dönüşeceksiniz. Ancak asla bu süreçten atlayıp, kurtulamayacaksınız. Her şey, her tür, her yaşam bu döngüyle karşılaşacak ve ayakta duranlar sadece yıkılmış bir yaşama başlayacak, 5 atımlık bir kalp atışı kadar kurtulmuş olacak.

 

 

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :