YAZARLAR Demet Ulutaş
12
14
16
18
07/08/2018 09:13
Ah Odrade

Öncesinde

Sen benim ahiri, ebedi cennetimsin

Rabbimden dilerim ki şu ömrümün

yalnızca bir gününü unutturmasın yüreğimden,

Yalnızca bir günü, silmesin alnımın izinden

O gün ki gelip geçen tüm sevinçlerimin en değerlisi,

O gün ki adını öğrendiğim cennet habercisi

O gün ki adını kalbime kazıdığımın ilk gecesi…

Seni sevdiğimi söyleyemesem de öncesinde

Kabrime huzursuzca yatacağım kara günler mağlum olduğundan

Haykırıyorum sessiz bir kalemin dizelerinde

Ve bu karanlık gecenin sessizliğinde 

Bir baykuşun çığlıkları gibi ormanın derinliklerine

Sen ki alnıma yazılmış kaderimsin,

Ben ki alnına yazılmış kaderinim,

Varsa eğer sana arzu nihal eden

Bilsin ki ben senin kalbinin ilelebet sahibiyim.

Sonrasında

Karşımda biri var. Bir adam, sırtı bana dönük. Etrafı kolaçan ediyor gibi diğerlerini seçemiyorum. Gözlerim yalnızca karşımdaki adamda. Kim olduğunu hatırlamıyorum. Muhtemel tanışmışızdır, hatta birlikte bir şeyler de içmişizdir. Ve belki de uzun uzadıya konuşmuşuzdur. Artık hafızam yerinde değil gibi geliyor bana. En büyük hazinem, en büyük kazancım, en değerli benliğim kopup gitmiş gibi. İçimden iddiaya giriyorum. Eğer o adam sırtını dönüp, bana bakarsa ve gözlerde tek bir umut ışığı olursa, yaşayacağım. Bir bahis gibi geliyor kulağa değil mi, aslen öyle de. Böyle zamanda, böyle anlarda, böyle cehennemde ancak bir bahis kadar küçük bahaneler ayakta tutuyor sizi… Şu anda 50’yi 3 kere saydım. Arkasını bana dönecek dedim. Her dönmediğinde umutsuzluk taşımıyorum aslında bu benim sanırım dürtüm. Sanki bana bakarsa bu dürtüyle derin bir nefes alacağım ve umudum olacak. Sanki her şeyin başlangıcı bir dönüşle anlam kazanacak.

Şu anda saat 15.21 karşımdaki adamın bana dönüp, bakmasını bekleyelim tamı tamına 3 saat 17 dakika, 9 saniye geçti. Ve hala ümitle bana bakmasını bekliyorum.

 Ne tezat bir durum. Umut ederken aynı zamanda hiç bakmasında diyorum. Burada bu belirsizlikte kalmaktansa sabahı görmemek istiyorum. Nasıl öleceğimi şu 3 saat 22 dakika 4 saniyedir ayrıca hayal de ediyorum. Çok farklı olasılıklar geliştirdim. O kadar çok ölüm görünce, düşünemeyeceğiniz nedenlerle bile ölüm gelip buluyor sizi. Böyle garip, acınası bir ölüm istemiyorum. Kafamı uzatsam diyorum şuradan karşıdan da biri vursa anlımdan gömülsem olduğum yere… Şöyle rahatça, keyifle uzansam. Uyusam, uyusam, yine uyusam.

Sonra bu karanlık düşüncelerden kurtulup, sevdiğim kadını düşünüyorum. Alımlı, simsiyah uzun saçları rüzgarda uçuşan, ela gözlü Odrade… ah yazmaya bile elim varmıyor. Ve en acınası olansa beni buraya düşüren de bu kadın işte. İhanet değil yaptığı ama git dedi, git. Ve ben de geldim. Acaba beni düşünüyor mudur, acaba keşke söylemeseydim diyor mudur? Sanmıyorum. Ben onca bu sözü söylediklerimi bile ancak şimdi hatırladım. Ve zamanında onları sevdiğimi bile düşünmüştüm.

4 saat 13 dakika oldu ve hala adam arkasını dönmedi. Acaba öldü mü yoksa içsel bir dürtüyle inatlaşıyor mu? Kafasına bir taş atasım geliyor ama dermanım bile yok. Ses tellerim çalışıyor olsaydı adama seslenirdim. Ama konuşamıyorum artık, kafamda koca bir delik varsa da sesim cümlelere dönüşmüyor. Nefes alırken garip bir ses çıkarıyorum. Şimdi fark ettim de diğerleri de hareket etmiyor. Kimse konuşmuyor bile.

Sanki kendi cehennemimde, aynı filmi tekrar tekrar baş kahraman olarak izliyorum.

Ah Odrade... 
Esaret altında geçirdiğim her gün 
yüreğimin bağını kördüğüme atıyor. 
Ve bu tutsaklık sana duyduğum aşkı da köreltiyor.

Sevdam kutup buzları gibi, 
aşk ateşi değil mi bu 
damla damla eriyor içimde her nüktesi, 
böyle hüsranla ümitsizlik dolu beklemektense 
birdenbire senin elinden ölmek daha iyi... 

Davetsiz misafirler geliyor her karanlık çökü verdiğinde, 
yüreğim dinlememek için kendini kaybediyor da 
gözlerim ne kadar kapansa da 
kulaklarım istemsizce dinliyor söyledikleri güzel sözleri... 
Ve ben kendimi bir Homeros’un Odysseia’sın 
mürettebatı gibi atı veriyorum sözlerdeki güzelliğe, 
kaptırıyorum bilmeden peri kızlarının söyledikleri vaatlere.... 

Bitip kurudu artık gözlerimin dökülmeleri, 
göz bebeklerimin camları buğulanmıyor, 
içli şarkılar yaramı kanatmıyor 
anımsadığım uzak hatıralar kadar... 
Tutsaklığımın her kamçısında duygularımda köreliyor, 
avuçlarımdan akan her kum tanesinde 
senden bir parça da duyarsızca gidiyor. 

Odrade duy beni, 
Acı ve lütfet bana lütüfkar ölümü... 
Afetmeyeceğini bilerek sonu istiyorum senden 
son deminde 
son isteğini söyleyen 
bir mahkum gibi...

 Gece karanlığında ufak ufak yazdığı yazıya derin iç çekerek bakar. Gittiğin vakitte başlarsın unutulmaya der iç sesiyle, sanırsın ki bir iz kaldı geriye, sanırsın ki o iz hep durur derinlerde... Ama gerçek öyle midir ki, sessizce ağır ağır da olsa silinmez mi? Düşlerinde çizdiğin ağıtlar bir güne sığar zamanın koşulları adıyla, bir günde anar seni hanen, kimse söylemez kötü bir geçmişini, hep iyiler, güzelliklerin anlatılır üç-beş grup fısıltısında... Ama bilmeli ki kişi, ikinci gün silinirsin akıllardan gün doğar ve hayat yeniden başlar.

Ve benim başlayacak bir hayatım olmaması ne azap verici… Şu anda saat tamı tamına 12.04.

Ah Odrade yine karşımdasın, kurulu bir saat gibi. Sana yalvarıp da gitme dediğim o gündeyim yine, kafama dayadığım silahla bağırıyorum sana. Senden gelen cevapsa ‘git’.

 

 

 

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :