YAZARLAR Burçak Atak
12
14
16
18
10/07/2017 18:14
Şuur ve Zaman

Aslında canlı olan, cansız bildiğimiz diğer şeyler gibi, zaman da bilim dünyasında çözülmeyi bekleyen büyük gizemlerden  biri değil de nedir?

“Kozmosta değişim yoktur bir anlamda çünkü onun hareketleri değiştirilemez yasalar tarafından belirlenir.O yasalar ki ebedî devranı sağlar başlangıcı ve sonu olmaksızın tezahür eder, yok olur onun parçaları ve yeniden yaratılır tekrar tekrar zamanın dalgalanan nabzında…” der Hermes, bir değirmen misali önündeki geleceği ve peşi sıra sürüklenen geçmişi  bırakıp her daim “hal” de kalmak mümkün olamıyorsa?

Sonsuz süreklilik içinde yaptığımız yolculuk bilincimizin katmanları arasında üretilen görüntülerden, hatıralardan başka nedir ki?  Bazen merak ediyorum, insanoğlu hangi ihtiyacına karşılık  biriktirir tüm yaşanmışlıklarını, anılarını? Neyi öğrenir ya da neyi öğrenmek için yaratır ve yaşar hal’i tekrar tekrar?

Tanrıya dönüşen insanların şehrinde beşinci güneşi doğuran Astekler; Venüs’ün sırrına erişmiş usta matematikçi Mayalar; astronomi ışığında tarım yapan İnkalar, kozmik döngüler şeklinde zamanı algılayan Hindular; dünya hayatını göklerin izdüşümü gibi yaşayan Mısırlılar; baharı bereket törenleri ile süsleyen Sümerler; güne sabah yıldızı ile başlayan Babil; Homeros, Pisagor ve Platon’un Antik Yunan’ı… hepsi daha iyi bir dünya ve insanlık düzeyine evrim için birbiri ardı sıra ilerlememişler mi? Peki ya bugün gelinen nokta?

İçiçe dönenceler ve devirler boyunca insan ruhsal gelişimini ve bunun tezahürü maddesel gelişimini inşa ettiği yollardan geçmiş  başlatmış, geliştirmiş ve bitirmiştir. Kah devirlerden arta kalan kırıntılara tutunup ilerlemişler, kah tuttukları yoldan başka bir yola sapmışlardır. Ancak zaman her daim ruhlara hükmeden bir boyut olmuştur. Bu öyle bir hüküm ki gerçeği görmemizi engelleyen, gözlerimizin önüne çekilmiş bir perde adeta!

“Tarih şuuru” da denilen ama aslında en büyük şuursuzlukların tekrarlandığı o koca kütüphane (milli hafıza) her dönemde olduğu gibi nasıl da kor alevlerde bugün!

Deneyimi yaşayanlar zaman olgusu ile değişseler dahi amaç; hatalardan ders almak, büyüten, olgunlaştıran doğrulara sıkı sıkı sarılmak olabilmeli sanırım. Bu sebeple tarih’in, ve zaman’ın bize verdiği görev ancak olay karşısında reaksiyon vermekle değil aksiyona geçmekle yerine getirilebilir. Olaylarda çatışma yerine gerçeğe en kısa yoldan ilmi yollarla  varılması için “tarih” in gizli dilini okuyabilmektir kaderine razı olmamak.

 “ Düşünmeyen, bize göre daha az hisseden bir ağacı düşünün: Ölü yapraklarına ağlamaz, aksine gelecek baharda uyanacağından emin olarak kışın mutlu ve çıplak bir biçimde dinlenir. Zamanın getirdiği değişimlerin hepsinin kökeninde ne yaşlılıkne de ölümvardır, bunların kökeninde ebedî gençlikbulunur…” ***  Ebedi gençlik, sonsuzluk… O’nunla bir olmak… Bir’in parçası olmak… Kaniatta bir zerre olmak ve zerre olarak dahi kainat kadar sonsuz olmak… Öyleyse atılan her adım, söylenen her söz içinde bulunulan anın sorumluluğunu da yükler taşıyabilene. Dünya’nın şimdiki “hal” inden siz ne kadar sorumlusunuz peki?  Olası “son”u dönüştürmek, yolunu değiştirmek için “hal”de ne yapacaksınız peki?  Zamanla “iyi geçinmeyi” öğrenmek gerek der Alice Harikalar Diyarı’nın Şapkacısı. Hareket eden için zaman ne kadar da yavaş akar, duran için bir o kadar hızlı ve boş…  Yapılacak olan “hal” i oya gibi işlemek olmalıdır.

*** Delia Steinberg Guzman’ın Mayanın Oyunları – Yanılsama ve Gerçek eserlerindeki  zaman makalesinden alıntıdır.

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :