Ben sen’im ve sen ben’sin

03 Ağustos 2017 Perşembe 08:00
12
14
16
18

Son birkaç ayda birden bire sosyal medya ve youtube paylaşımlarında bir “füsunSu” görmeye başladık. Kimdir bu füsunSu ?

Herkesin bir hikayesi var. füsunSu, kendi yazıp yönettiği, oynadığı, kah gülüp kah ağladığı bu hikayede bir sürü farklı kimliklere girip çıkmış birisi. Herkes kadar birbiriyle aynı ve herkes kadar birbirinden farklı, “füsunSu” hikayesinin baş kahramanı. Kadın bedeninde, anne misyonunda, mimar, şarkıcı, nefes terapisti, bazen OYUN’cu, bazen yazar, ama en çok okur, düşünür, söyler. Söylemleri bazen sessiz kalır, bazen çığlık olur, en çok da ezgilenir müzik olur.

Kadın ve anne kısmı anlaşılır, tamam. Ama birbirinden farklı bir sürü meslek saydınız. Hepsini aynı anda icra ettiğinizi söylemeyeceksiniz umarım, çünkü pek inanılır gelmiyor. Bu konuyu sohbetimizin sonunda size soracağım yeniden. Ama asıl dikkatimi çeken ve bu röportaj için üzerinde konuşmak istediğim konu, 2017 yılı başından bu yana basına, dolayısı ile bize ulaştırmış olduğunuz 3 basın duyurusu. 6 ay içerisinde 3 müzik albümü yaptınız mı gerçekten? Sessiz sakin ama ısrarlı bir şekilde ürettiğinizi ve paylaştığınızı takip ediyorum. Nedir bu durum Allah aşkına ? Yani basın, radyo ve tv’ler size bu kadar ilgisiz davranırken, bu ısrar biraz yüzsüzlük olmuyor mu ?

2017 yılının ilk 6 ayında, 3 adet 3’leme, yani 3 adet maxi single yayınladık. Bu da toplam 9 şarkı yapıyor. Uzun yıllar ara verdiğim müziğe geri dönerken tüm kaynağım, yaşadıklarımdan edindiğim tecrübeler ve kendi değişim, dönüşüm sürecimdi. Kendi yüzleşmelerim, acılarım ve sevinçlerim, aldığım YOL’lar, tosladığım duvarlar, kanatlandığım zamanlar, kısacası her bir an ve anı söze, melodiye kavuştu, şarkı haline geldi. Bu çalışmalar, bir yandan müziksiz kaldığım yılları telafi ederken, itiraf edeyim en çok bana terapi oluyor. Eminim birçoklarımız, benim gibi buna benzer yaşam deneyimlerinden geçiyor. Yaşananlara takılıp kalarak bir nevi uykuya esir olmak, acılardan beslenmek yerine, UYAN ’mayı ve yol almayı isteyenlere iyi gelecek bu şarkılar. Kulak verdikleri ve hissettikleri taktirde bu şarkılar, MASKE’leri ile yüzleşme cesareti gösterenlere kesinlikle iyi gelecek. Bende işe yaradı.

“Ben buradayım, üretiyorum, kulak verin” diye medya ve basını dürtmek yüzsüzlükse, buna da eyvallah! Yüzsüz oluvereyim şimdi de ( gülüşmeler )

Şarkılarınız aracılığı ile insanların uyanacağını mı iddia ediyorsunuz yani ? Ne anlatıyor bu şarkılar ?

Tabii ki böyle bir iddiam yok. Ama denemeye değmez mi? Müzik, sanat yalnızca eğlence ya da hüzüne kapılma aracı değildir. Bir sanat eseri karşısında birçok duygu sizi sarabilir. Bazen bir tiyatro oyununda çok gülebilirsiniz, bazen bir resim karşısında hayallere kapılabilirsiniz, bazen bir bale gösterisinde ağlayabilirsiniz. Ya da bir film sonrası kendinizde yeni bir güç ve değişim hissedebilir ya da bir romanı okurken bambaşka bir hayat görüşü kazanabilirsiniz. Müzik üretmek için stüdyoya girdiğimizde hiç hesap kitap yapmadık. Yani şöyle bir müzik, böyle bir tarz, şu sayıda şarkı üretelim, şöyle duyulsun, böyle satılsın, şan, şöhret, ün, para elde edelim demedik. Yalnızca müziğimizle buluştuk, ilerledik. Planlanmış bir yolumuz yoktu, ama biz yol aldıkça YOL oldu. Ortaya çıkan sözlerimiz eğitsel, kişisel ve evrensel, melodilerimiz etnik, senfonik ve elektronik öğeler taşıdı. Ama dedim ya hiç birisini planlamadık. Biz her neysek tümüyle o yansıdı ürettiklerimize. Yani bu şarkılar sizi melankoliye sürüklemeyecek ya da size göbek attırmayacak. Ama, kendi içinize bakmaya cüret ederseniz, size kendi gerçeğinizi keşfetmeniz yolunda ışık tutacak. Kısacası, yayınlamış olduğumuz bu füsunSu şarkıları felsefesi olan şarkılar. Siz beyninizi uyuşturmak istiyorsanız üzgünüm, şimdilik bu şarkılarımız size hizmet etmeyecek. O zaman birkaç ay daha beklemeniz gerekecek. Biz de her an felsefe yapmıyoruz ve bazen dibine kadar gülüp ağlayacak ürünler çıkarıyoruz ortaya, aynı hayatın içinde olduğu gibi. Kendi DERİN’erimize olan yolculuğumuzun şarkıları devam ederken, kafanızı yormadan sizi gülümsetecek ya da ağlatacak, kısa ve anlaşılır sözlerine, nakaratına kolaylıkla eşlik edebileceğiniz, aklınızda dilinizde kolayca kalacak, çok basit müzikal armonisi olan şarkılar da hazırlıyoruz stüdyoda. Biraz da OYUN oynayacağız tabii ki. Ama asıl dikkati çekmek istediğimiz ürünlerimiz, içsel arayışımıza dair olanlar. Çünkü, sizi bilmem ama bizim hedefimiz kendi sınırlı algımızı aşmak ve AŞK’ın bir bilince YOL almak.

Böyle ciddi ciddi derinlere yolculuk yaptırtacak ne yaşadınız ki siz ?

Bir gün, bana ait sandığım ve bana ait olmayan bir hayatı yaşadığımı fark ettim. İşin ilginç yanı senaryo bana aitti ama senaryoyu yazan inançlar benim yalnızca öğrenilmişliklerimdi. Ödünç alıp kullandığım fikirlerdi bu senaryoyu oluşturan. Gördüklerimden, duyduklarımdan bir hayat yaratmıştım kendime.

Anladım desem yalan olur. Biraz daha anlaşılır anlatmanızı rica etsem…

Yani, toplumda kabul gören, beğeni toplayan bir yaşam inşa etmiştim. Bir sürü okullar, üniversiteler bitirmiş, lisede flört ettiğim insanla evlenmiş, çocuk doğurmuş, ev, araba, seyahat ve sosyal yaşam gibi maddi olanaklar içinde şahane bir tabloya sahiptim. Ama bir gün fark ettim ki, bu şahane tabloda ben yokum. Ailemin, öğretmenlerimin, komşularımın, arkadaşlarımın, okuduğum kitapların, izlediğim filmlerin bende, zihnimde bıraktığı öğretilerin fırça darbeleri vardı bu tabloda. Yani yüreğim yoktu, gerçek Füsun yoktu orada. Zaten yürek dediğim şey, o zamanlar  yalnızca bir organdı benim için. Gerçek Füsun’u tanımıyordum. Duyguların dalgasına kapılıyordum ama hislerimin farkında bile değildim. Kalıplarım vardı ve bir de güçlüce tutunduklarım. Dünya’m ALTÜST olup, ben savruldukça yüreğimin sesini, çığlıklarını duymama ihtimalim yoktu. 

Bir gün uyanıverdiniz ve konuşan hatta çığlık atan bir yüreğiniz olduğunu mu fark ediverdiniz?

Tabii ki birdenbire böyle bir şey olmadı. Fiziksel ve duygusal rahatsızlıklar başlamıştı. Bel fıtıkları, 2 bel ameliyatı, yüksek tansiyon, insülin direnci ve depresyon durumları gelişti. Hepsini normal gördüm, genetik, kilo, stres vb yüzünden  dedim. Sonra bir gün meme kanseri teşhisi de konulup, sebep olarak stres gösterilince, o dakika “dur” dedim kendi kendime. Kanser tedavisi ile birlikte, nefes terapileri aldım ve kendimi gözlemlemeye başladım. Ve o zaman yaşadığım hayatın istediğim olmadığına karar verdim. Ve o oyunu terk ettim, kendime yeni bir OYUN kurmalıydım. Bıraktığım müziğe geri dönüşüm bunlardan birisi oldu. Zihnimi sessizleştirip, kalbimin sesini dinledim. Eklemeden geçemeyeceğim; ben kendime doğru yola çıkınca,  yukarıda saydığım tüm rahatsızlıklar benden uzaklaştı ve “tükeniyorum” sanırken, hem fiziksel hem de ruhsal olarak 10-15 yaş gençleştiğimi hissettim. Bir de çok faydalandığım nefes terapilerini meslek olarak koydum cebime.

10-15 yaş gençleştim derken biraz iddialı değil mi? Yaşınızı sorasım var.

Hayır, hiç iddialı değil, gayet gerçekçi. Doğrusal bildiğiniz zaman ileriye değil, geriye akar olduğunda bunu ancak deneyimleyebilirsiniz. Yaşımı sorarsanız “ruhun yaşı yok, hissettiğim yaştayım” yanıtını alırsınız.

Müziğe dönelim en iyisi. Yayınladığınız ve bizim kulağımıza, gözümüze sokmaya çalıştığınız bu albümler ne tarz?

Müzisyen olduğumu duyanlar hemen soruyor “sanat müziği mi, halk müziği mi, arabesk mi, pop mu? Hangi tarz müzik yapıyorsunuz? “ diye. Zihnimizde her şey gruplanıp, klasörlere ayrılmış halde mi olmalı? Genel anlamda “pop” demek durumundayım, çünkü diğerleri değil. Günümüzde pop müzik olarak sunulan müzik bugün alaturkayı da kapsıyor, rock müziği de. Radyo ve TV’lerde duymaya alışık olduğumuz Türkçe sözlü şarkılar çoğunlukla akılda kolay kalıcıdır, kolay öğrenilip eşlik edilir, çok kolay dinlenir. Hatta kolayca da sıkılır ve unutursunuz. Neden diye hiç düşündünüz mü? Alaturka ya da rock düzenleme bile olsa, Pop müzik kategorisinde birbirine çok yakın armonilerle bezenmiş durumda çok şarkı var. Duyup dinlediklerinizden farklı diyebilirim müziğize.

Komiksiniz, çok konuşuyorsunuz ama tarzınızı bile söyleyemediniz. Marjinal-radikal bir tarzınız mı var? “Ben özelim” mi demeye çalışıyorsunuz?

“Olduğum gibi olma” yolunda komik olmayı bile göze alabilirim. Marjinal diyerek, “her hangi bir gruba dahil olmadığımızı ve aykırı durduğumuzu” ifade ediyorsanız, buna cevabım şu olacak; bizim gibi müzisyen, sanatçı azımsanmayacak kadar çok var. Yani ortama seri üretim gibi sunulan ürünlerin dışında üreten sanatçılar var. Ancak bunun bilinen bir pazarı henüz oluşmamış durumda. Ben bu grubu “bağımsız müzisyenler” diye nitelendiriyorum. Yani arkalarında devasa firmalar, radyolar, TV’ler olmaksızın üreten ve ürettiklerini yalnızca kendi güçleriyle duyurabilen müzisyenler. Bu müzisyenleri fark edip dinleyenler olduğu kadar, müzik dinlemeyi seven ama duydukları müzikal altyapılar dolayısı ile Türkçe sözlü müzik kendilerini tatmin etmediği için, dilini anlamasalar bile batı müziğini tercih eden çok ciddi bir kesim mevcut. Mesele bu kesime sesimizi duyurabilmek. Çünkü, biz Türkçe Sözlü Evrensel Müzik üretiyoruz, “hafif batı”  olanından değil.

Neyse, biraz zor oldu ama yaptığınız müzik tarzına “Türkçe Sözlü Evrensel Müzik” diyebildiniz hiç olmazsa. Anlıyorum ki size soru sordukça yeni sorular türüyor. Toparlayalım konumuzu. Şimdiye dek yayınladığınız bu 3 albümü bize kısaca nasıl anlatırsınız?

İlki DNA isimli üçlememizdi. Şubat 2017’de DNA’yı yayınladık : DERİN, NİYET ve AŞK isimli şarkılarımızın baş harflerinden oluşuyor. Ancak tesadüf ötesi bir şekilde ortaya çıkan bu baş harfler, şarkıların kendisiyle anlam bulan ve her hücremizde sahip olduğumuz DNA yapısının mistik bir açılımına karşılık geliyordu. Bu üçleme, DNA yapısının nasıl değişebildiğini ve de nasıl şifalanabileceğimizi, müzikal bir yolla anlatıyor. DNA'nın çevresinde bulunan boşluk, hiçlik, tanımsız ya da eskiden “hurda” denilen morfogenetik alanı, İlahi AŞK şeklinde ifade edebilirim. Aynı radyo frekansları gibi çalışan saf NİYET’lerimiz aracılığı ile radyo alıcısı gibi görev yapan DNA’mızın en DERİN katmanlarında bile değişiklik olabildiğine ait bilimsel veriler de mevcut. Nitekim, bilim insanı Aziz Sancar’ın DNA onarımı konusunda Nobel ödülü alması ve DNA albümümüzün tamamlanmasının aynı günlere denk gelmesi de ayrı bir ironi. Ben bireysel olarak, en DERİN NİYET’im olan AŞK vesilesi ile bedensel ve zihinsel düzeyde şifalanmalar yaşadım ve bunları zaman zaman, şarkılarımda olduğu gibi yazılarımda da paylaşıyorum.

Ardından yine 2017 yılının Mayıs ayında UMA isimli üçlememiz geldi. UMA : UYAN, MASKE ve ALTÜST isimli şarkılarımızın baş harflerinden oluşuyor. Lakin UMA ismi, DNA'daki gibi tesadüf diyeceğimiz bir durumdan ziyade, DNA formatına uygun olsun diye, düşenerek ortaya çıkardığımız bir isim oldu. Ancak sözlük anlamı misafir, armağan olan UMA yine bize mistik bir çağrışım yapıyordu. Bu yaşam bizlere bir armağan ve bu yaşamda bizler konuğuz. Bir konuk olduğum dünyam ALTÜST olur ve ben savrulurken,  “ben” sandığım ama bana ait olmayan, öğrenmişliklerimin getirdiği binlerce MASKE’den özgürleşme aşamasındaki UYAN’ış yolculuğum en büyük armağandı bana. UMA albümümüz bunu anlatıyor.

2017 yılı Temmuz ayında, henüz çok yeni yayınladığımız  BÜYÜ, AN ve ÖZLEM isimli şarkılarımızdan oluşan BÜYÜ isimli üçlemede baş harf çılgınlığına son verip, lokomotif şarkımızı albüm adı yapıverdik. Büyü albümü, kendimi aşma saf niyetiyle, zihnimin geçmiş ve geleceği bırakarak, hayatın sessiz ve sakin geçen her bir AN’ını akışa bırakmanın BÜYÜ’süyle BÜYÜ’me, gelişme ve derinleşme ÖZLEM’imden söz ediyor.

Bu dokuz şarkı, anlatmayı planlamadığım bir şekilde söze ve müziğe döküldü. İçten gelen notalara eşlik eden sözleri yorumlamaya başladığım anda, onların aslında, benim derinlerimde olan ama bir türlü yüzeye çıkamayan duygularım olduğunu kavradım. Diyebilirim ki bu 9 şarkı, bana - ve aslında - insana dair kendi bilinmezimizdeki ortak arayışa, az da olsa ışık tutuyor.

Peki bu füsunSu nereden çıktı? Nerelerdeydi bunca zaman? FüsunSu’dan öncesi yok mu? Uzaydan mı atıldınız buraya?

Soranlarla tabii ki paylaşıyorum füsunSu’dan öncesini. Şarkı söylemek ilk sevdamdı. Ancak benim yetiştiğim zaman ve mekanda müzisyenlik meslek değil hobi olabilirdi. Nitekim bana yakın meslek gibi görünen ve ailemin de onayını aldığım branş mimarlık oldu. ODTÜ Mimarlığı bitirerek sektörün büyük firmalarında çalıştım. Üniversitede Girne Gelişim isimli Kıbrıs’lı bir grupla IX isimli albüm çalışmamız oldu. 95 yılında Arzu Ece ile birlikte Eurovision şarkı yarışmasında Melih Kibar şarkısıyla Türkiye'yi temsil ettim. 2002 yılında Uluslararası Discovery Varna Şarkı yarışmasında Selmi Andak bestesiyle, En İyi Artistik Performans ödülü aldım.  2003’te Vedat Sakman direktörlüğünde "Sarhoş" isimli albümümü Füsun Coşkun ismiyle yayınladım. 2003-2004 yıllarında TRT FM'de orkestram ile birlikte canlı, naklen müzik yayını yaptım. 2006 yılına kadar özel organizasyonlarda, galalarda, lansmanlarda, orkestram ile konserler verdim. 2006 yılında "dünyanın en muhteşem deneyimlerinden birisi" olduğuna inandığım annelik sıfatına eriştim. Kızım Talya'nın doğumu ile müziğe ara verdim. Geçirdiğim fiziksel ve duygusal travmalar sonrası, hayatı daha çok sorgulamaya başladım. Kanser rahatsızlığının yan etkilerini nefes çalışmalarıyla atlattım. Beni bana iyi hissettirmeyen evliliğe son verdim. Tüm kariyerimin gerçekleştiği soyismimi terk etmeyi ve hayatla birlikte “SU” olup akmayı seçerek, ismimi füsunSu olarak değiştirdim. 

Kısaca aktarabildim mi ?

füsunSu olduktan sonrasını biliyorsunuz. 2015 yılında yeniden müziğe ve sahneye döndüm. 2016 yılı üretimle dopdoluydu. 2017 yılında mahsüllerimizi yayınlamaya başladık. Tümüyle kendi yaşam, dönüşüm hikayemden yola çıkarak, DNA, UMA ve BÜYÜ isimli 3 tane 3’leme konsept müzik çalışmasını Loras Prodüksiyon etiketiyle yayınladım.

Yaşamımda önemli bir yer alan nefes eğitimlerimi almaya ve vermeye devam ediyorum. Kanser hastalığı ve sürecin kolay atlatılması ile ilgili seminerler veriyorum.

Müzik yaşantım müzikal dinletiler, konserler ve yeni albüm çalışmaları ile devam ediyor.

Bir şey dikkatimi çekti. Sürekli “biz” diye anlattığınız ekibinizden de söz eder misiniz?

Aslında en önemli konulardan birisi bu.  Evet “BİZ” hissettik, yaşadık ve birlikte yarattık tüm prodüksiyonu. Biz 2 kişilik kocaman bir ekibiz. Müzikal üretimler, düzenlemeler, orkestrasyonlar, mix, mastering, kayıt, müzik direktörüm Ogün Sayharman’a ait. Projenin görünen yüzü ise benim. Videolar, sosyal medya, basın, yayın da benim takibimde. Ve tabii ki tüm bunlar için gerek enstrüman icraları, gerek çekim, kurgu, gerekse basın tanıtım vb gibi konularda dostlarımızdan destek alıyoruz.  Yapımcımız Loras Prodüksiyon.

Dinlemek isteyenler size nereden ulaşacaklar?

Şarkılarımız tüm dijital platformlarda mevcut. Youtube’da Loras audiO kanalımızda (  http://bit.ly/2u2Uov7) videolarımız mevcut. Itunes, Spotify, Deezer, Amazon, fizy gibi bütün müzik kanallarından, dünyanın her yerinden dinleyebilirler.

Soru sormak ya da eleştirmek isteyenler de ulaşsınlar mı size?

Çoook sevinirim.  www.fusunsu.comweb sitemden  ya da  “Füsunsu Bir Mucizedir Yaşamak”  facebook sayfamdan

https://www.facebook.com/fusunsubyfusun/)     ulaşabilirler.

Öyle uzun yanıtlar veriyorsunuz ki, soru sormaya korkuyorum size. Birazcık geveze olduğunuzu söyleyebilir miyiz?

Birazcık mı? Harbi geveze olduğumu söyleyebilir ve yazabilirsiniz. Bazen çok konuşurum, bazen de çok susarım. Yalnız. sizin de cüretkarlığınıza ve rahatlığınıza bayıldım. Aklınıza geleni soruyor, söylüyorsunuz. Allah aşkına, peki siz kimsiniz ?

Ben kim miyim ? Ben sen’im. Senin, üstünü örtmeye, saklamaya, görünmez kılmaya çalıştığın yarınım. Zayıflıklarını ve kırılganlıklarını görüp onaran, yolunda yürümen için sana destek olanım. Sabahları güne yeniden başlarken aynada gördüğünüm. O senin yazıp, yönetip, oynadığın OYUN’un her bir sahnesini izlerken,  nefesini tutup bir sonra ki sahneyi bekleyenim. Sen’i her düştüğünde yeniden kalkman için yüreklendirenim.

Ben sen’im ve sen de ben’sin.

Soruları sorup, yanıtları verenim. Şimdi de bu satırları okuyanım. Hem hiç bir şeyim, hem de her bir şeyim. Ben sen’in bir diğer yarınım. Yarından yakın, dünden uzak her AN’ında var olanım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :



+ Benzer Haberler
» Bensu Soral: “Hayvanları Sevmeyen İnsanlara Hayatımda Yer Vermiyorum”
» Türkiye serbest dalış rekortmeni Şahika Ercümen: "Suyu gördğüm an gülme hissim uyanıyor"
» Rekorlarla dolu serüven; İpek Soylu
» Kanada Büyükelçisi Chris Cooter
» "Seneye çocuk düşünüyoruz"
» Yeşilçam’ın yakışıklı jönü Ediz Hun
» Güzelliğiyle büyüleyen Açalya Samyeli Danoğlu: Podyumda yürümek beni mutlu etmedi...
» ‘Hayat Şarkısı’nın Süheyla’sı Seray Gözler ile Röportaj…
» Aylin Saraçoğlu; Yazmak benim için bir tutku…
» Yazar Ayten Turan ile Röportaj…
» Şampiyon Alptekin Işıkalp ile Röportaj…
» Babalar günü :Ömer Faruk Başaran ile Röportaj...
» Uluslararası Alanda Kalıcı Makyaj’da Türkiye’yi Temsil Eden Jenya Denizeri ile Röportaj…
» Dönüşüm ustası Mari Camgöz Pektezol ile Röportaj…
» İstanbul Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Özlem Güveli ile Röportaj…
» Birleşik Krallık Büyükelçisi Richard Moore ve Eşi Maggie Moore
» Girişimci Demet Kütükçü Safçı örnek markalaşma sürecini anlattı
» Dilek Birgen: Anne çocuk aşkı her şeyin üstünde!
» Habertürk Programının Yapımcısı ve Sunucusu Oylum Talu ile Röportaj…
» Atlarla Koçluğun Öncü İsmi Sevgi Şaybaşılı ile Röportaj…
» Yazar, Sunucu, Üretken Bir Kadın Tuğba Ünal ile Röportaj…
» Lanet Ervah Cinleri Film Yönetmeni Teoman Gündüz ile Röportaj…
» Başarının kadın ya da erkek yüzü yoktur, çok çalışma ve cesaret yüzü vardır!
» Asil, zarif ve büyüleyici güzelliğiyle Aslışah Alkoçlar
» Şarkıcı Cüneyt Tek “Sitemli Bir Aşk ”la geliyor…