Aylin Saraçoğlu; Yazmak benim için bir tutku…

26 Haziran 2017 Pazartesi 16:00
12
14
16
18

İnsan yaptığı işi yürekten, inanarak yaptığı zaman önündeki engelleri tek tek aşıyor. Eğer, mesleğin gazeteci ise ve bu işin mutfağından başlamışsan hayatın merak, araştırma içerisinde geçmesi kaçınılmazdır artık. Aylin Saraçoğlu’da  mesleğine Hürriyet Gazetesinde başlayarak çeşitli medya kuruluşlarında çalıştı. Fakat, beyninden hiç araştırma, merak eksik olmadı. Öğrenme tutkusu kendisini sürekli seyahatlere sürükledi. Aylin Saraçoğlu ile yapmış olduğumuz söyleşiyi beğenerek okuyacağını umuyoruz. İyi okumalar.

Aylin Saraçoğlu’nu nasıl özetlersiniz?

İstanbul doğumluyum. Yeşilköy’de çocukluğunu geçirmek bir ayrıcalıktır ve ben bu ayrıcalıktan faydalandığım için çok şanslıyım. Yeşilköy’ün eğitim kalitesiyle bilinen okullarında okudum. Daha sonra Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldum. İngiltere’de Bournemouth School of English İngilizce kursuna yaz tatili süresince devam ettim. “Basında insana yatırım”  ilkesiyle kurulan Hürriyet Vakfı Özel İletişim ve Eğitim Merkezinin sınavla alınan, bursla özel bir eğitime tabi tutulan 1990 yılındaki ilk mezunları arasında yer aldım. Gazeteciliğe Hürriyet Gazetesi’nde Kültür Sanat Servisinde başladım.  Interpress Dergi Grubu’nda editörlük ve Dünya Gazetesi Dergi Grubunda Yayın Yönetmenliği yaptım. 2008 yılından bu yana İletişim Danışmanlığı yapıyorum. İstanbul Ticaret Üniversitesinde de birkaç yıl boyunca öğretim görevlisi olarak görev aldım. Yoldasın, CNNTürk gibi çeşitli portallarda gezi yazıları yazıyorum. Güncel kadın portalına haberler ve röportajlar yapıyorum. Boğaziçi Üniversitesi Konfiçyüs Enstitüsünde başladığım Çince eğitimime Çin Kültür Merkezi-Lotus Eğitim Kurumunda devam etmekteyim. Çince eğitiminde bir marka olan Nanjing Üniversitesi’ne kabul edildim ve yakında eğitim görmek üzere Çin’e gideceğim.

Gazeteciliğe ilk adım attığınız zaman heyecanınızı, duygularınızı anlatır mısınız?

90’lı yılların başlarında “basının amiral gemisi” diye nitelendirilen Hürriyet Gazetesinde mesleğe adım atmak benim için bir rüya gibiydi. Üstelik de en çok istediğim bölüm olan Kültür Sanat Servisinde muhabirlikle başladım. “Kültür Sanatın Cumhurbaşkanı” nitelemesiyle bilinen Doğan Hızlan’ın müdürüm olması benim için bir onurdur. Ben kendimi bildim bileli çok okurum, tiyatroya, sinemaya, konserlere giderim, sergileri gezerim. Tüm bunları yaptığım için gazetecilikte üste para da kazandım daha ne olsunJ

Hürriyet’teki çalışmalarınızda sizde kalan unutamadıklarınız, anılarınız var mı?

’92 yılında İstanbul Film Festivali açılış akşamını izleyip, yetkililer ve sanatçılarla röportajlar yaptıktan sonra haberimizi teslim etmek üzere ekip arkadaşım Nazan (Mengü) ile birlikte gazeteye döndük. Görevimizi en iyi şekilde tamamlamanın keyfini yaşıyorduk. Oysa gazetede yüzler ağlamaklıydı. Erzincan depremi olmuş, yüzlerce vatandaşımız vefat etmişti. Ağlamak bile o azdı o andaki üzüntümüzü hiç unutamam. O yıllardan bugünlere Nazan benim için çok yakın bir arkadaş olmanın da ötesinde kız kardeşim olmuştur. Yıllar acısıyla tatlısıyla yaşanıyor, geriye kalan dostluklar oluyor.

Röportaj yaptığınız pek çok ünlü isim arasında sizi en çok etkileyen hangisi oldu?

Uluslararası alanda başarılı pek çok kişiyle röportajlar yaptım. Hepsi bana çok şey katmıştır. Hemen aklıma gelen Zülfü Livaneli ile yaptığım röportajı aktarmak isterim. Bir konseri öncesinde yazarlık, yönetmenlik, müzik gibi birçok dalda olmayı niye seçtiğini sormuştum. Cevap olarak uzmanlaşmaya inanmadığını vurgulamıştı. Eskinin birçok dalda kendisini geliştirmiş, öncü filozoflarını hatırlatarak “uzmanlaşma günümüzün hastalığıdır geçecektir” demişti.

Küçüklüğünde Ayşegül kitaplarıyla büyüyen Ayşegül’ün yabancı dilleri öğrenmesini veya çeşitli ülkelere gezilere gitmesini, maceradan maceraya atılmasını zevkle okuyan, benim için bu, hayata dair aradığım cevaptı. Ben tek bir dalda veya tek bir kimlikte kısılıp kalmak istemiyordum ben “Ayşegül” olmak istiyordum.

Günlük ve büyük gazetelerde çalışmanın avantajı veya dezavantajları nelerdir?

90’lı yılların başında Hürriyet gazetesinde çalışmak son derece büyük bir güçtü. Haber kaynaklarının en çok haberi vermek istedikleri mecraydı. Tabi ki buna paralel olarak da sorumluluğu çok ağırdı. Çünkü yazılan her kelimenin yankısı çok büyük oluyordu. Günlük ve büyük bir gazetede fark yaratmak zorundasınızdır. İyi olmak yetmez. Gün boyunca çok hızlı olmak gerekiyordu, stres seviyesi yüksekti ama yazdığım haberin geniş kitlelere ulaşmasını yaşamak büyük bir keyifti.

Yazmak istediğiniz bir haberi sizden önce başkası yaptığında bir haberci olarak neler hissedersiniz?

Haber çok değerlidir. Haber atlanmamalıdır. Eğer haber atlanırsa, bir gazeteci en mutsuz olduğu anlardan birini yaşar. Duygunun çok ötesinde derin bir hüzündür bu. Ben geriye değil ileriye bakmayı seçen biri olarak hemen kendi özel haberimin peşine düşmüşümdür.

Ülkemizde medyanın geleceğini nasıl görüyorsunuz? 

Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte artık “Yeni Medya” kavramı herkesin dilinde… Üniversitelerde de bu isimde bölümler açılıyor. “Yeni Medya” çok daha hızlı, çok daha kolay erişimli ve düşük bütçeli olması gibi önemli avantajlar barındırıyor. “Yazılı basın ölüyor mu?” sorusuna gelince ben haberciliğin sonsuza kadar yaşayacağına inanıyorum. İlkel çağlarda mağara duvarlarına resimler çiziliyordu şimdilerde dijital habercilik yapılıyor. Aslında haberi neye yazdığınız veya neyle yaydığınız değişse de, değişmeyen tek şey habercilik ve kişilerin haber alma isteğidir.

“Özgürce çalışabilme olanağı”, “İnsana yatırım”, “Geleceği görebilmek”, “İnsiyatif alabilmek”, “Verimlilik” gibi olmazsa olmaz kavramlar medyada tüm sektörlerden daha da fazla önem kazanıyor. Esasında bir ülkenin medyasının gelişebilmesi, güçlü olması hayati önem taşıyor. Çünkü gelişen diğerlerine de hakim olur. Algı yönetimini istediği gibi yürütebilir. Medya mensuplarının fikir işçisi sayılması boşuna değildir. Bunu böyle okuyup, böyle anlayan ülkelerin medyasının geleceğinden söz edilebilir.

Çok uzun yıllar boyunca aktif gazetecilik yaptınız. Şimdilerde free lance olarak çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz. Bu çalışmalardan ve yeni projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Yazmak bir tutku… Mesleği bıraksanız da o sizi bırakmıyor. Kendimi bildim bileli seyahat etmeyi çok sevdim. İçimde iflah olmaz bir gezgin ruhu taşıyorum. Bavulum hep hazırdır. Bir süre seyahate çıkmasam rüyalarıma girmeye başlıyor. Aktif gazetecilik yaparken seyahatlerimi de yazıyordum. Şimdilerde Yoldasın, CNNTürk gibi çeşitli portallarda gezi yazıları yazıyorum. Güncel kadın portalına haberler ve röportajlar yapıyorum. Gazetecilikten diğer masaya geçerek yıllar önce başladığım İletişim danışmanlığını büyük bir keyifle yapıyorum. Şimdilerde Çin’in dil eğitimi konusunda en iyi okullarından sayılan Nanjing Üniversitesine kabul edilmenin ve yakında Konfüçyüs’un da memleketi olan Nanjing yolculuğumun heyecanı içindeyim. Ben en çok sevdiğim şeyleri; okumayı, yazmayı ve seyahat etmeyi sürdürüyorum. Tek bir dalda veya tek bir kimlikte kısılıp kalmadan “Ayşegül” gibi sevdiğim şeyleri keyifle yapıyorum.

Hayatta yapmak isteyip, ama yapamadığınız içinizde kalanlar?

Ben hep ileriye bakarım. Geçmişe bakıp keşke demekle, kendimi veya başkalarını, olmadı hayatı suçlamakla boşa geçirebileceğim zamanım yok. Elimdekini en iyi şekilde değerlendirmeye, geleceği en güzeliyle şekillendirmeye çalışırım. Geçmişe kısacık bir bakış attığım anlar geleceği daha iyi kılmak içindir. Bir de hiçbir şey için geç olmadığına inanıyorum. Çince eğitimine ilk başladığım günlerde yaşıtlarım olan arkadaşlarım yerlere yatıp gülmüşlerdi, “Bu yaştan sonra dünyanın en zor dillerinden Çinceyi öğrenebileceğini mi sanıyorsun! Bizden geçti artık!” diyerek…  Onlara döndüm ve “Durun bakalım, yaşımız ne, başımız ne, hayat daha yeni başlıyor” cevabını verdim. Sonrasında “Aylin yaptı, biz de yapabiliriz” demelerinden büyük keyif aldım.

Tiyatro, Sinema, Müzik üçlemesine ilginizi sorsam?

Sanat benim için büyük bir tutkudur. Bunun için gazeteciliğe en çok istediğim bölüm olan kültür sanat servisinde başladım. Sanatın her dalı benim için vazgeçilmezdir tiyatro, müzik, sinema, resim, heykel, bale… Çocukluğumda bale eğitimi de almıştım. Bunun için özel bir ilgim vardır.

Beğendiğiniz oyuncu yerli ve yabancı olarak kim desem?

Türk sinemasının “Dört Yapraklı Yonca”sı olarak bilinen Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın ve Fatma Girik’in kalbimdeki yeri apayrıdır. O günlerin kısıtlı imkanlarıyla çekilen sıcak, samimi, arkadaşlığın, dostluğun güzelliğini gösteren filmleri hiç bıkıp usanmadan seyrederim. Buradan Hülya Hanım’a acil şifalar dileğimi göndermek isterim. Umarım en kısa sürede sağlığına kavuşur. Günümüz Türk sinemasında ise Meltem Cumbul, Nurgül Yeşilçay, Özgü Namal, Beren Saat, Sumru Yavrucuk, Burçin Terzioğlu çok beğendiğim oyuncular arasında yer alıyor. Türk sinemasının usta erkek oyuncuları Cüneyt Arkın, Tarık Akan, Kadir İnanır, Ediz Hun, Kemal Sunal, Sadri Alışık, Şener Şen için “ iyi ki bu topraklarda doğmuşlar ve bize bu denli güzel duyguları geçirmişler” diyorum. Günümüzün beğendiğim erkek oyuncularını Kıvanç Tatlıtuğ, İlker Aksum, Murat Han olarak sıralayabilirim. Yabancı oyunculardan ise Meg Ryan, George Clooney, Julie Roberts, Angelina Jolie, Robert De Niro, Tom Cruise, Nicole Kidman ilk aklıma gelenler oluyor.

Severek dinlediğiniz şarkıcı kim?

Sezen Aksu’nun güçlü ozan yönüne bayılıyorum. Onun şarkılarındaki her kelime beni benden alıyor. Sahnede ise öylesine karizmatik, öylesine samimi ki hiç bitmesin istiyorum. Hem seyircisine çok bağlı, hem de her an gidebilecek gibi… Bunun için ona seyirci olarak enerjimizi hissettirmemiz gerekiyor gibi gelmiştir hep… Konserlerinde böylesine yüksek bir enerjiyi yakalayabilen ikinci isim ise Tarkan. Ayaktaki bir konserinde bir ara yorulup ellerimi indirmiştim ki, onun “bence ellerini hiç indirme bak şimdi ne geliyor” diyen sesini duydum. Bana bakıp söylediğine neredeyse emindim. Ve ardından en popüler şarkılarından biri geldi: “Kuzu, kuzu”. Ajda Pekkan’ın çalışkanlığına, azmine, sürekli olarak kendisini geliştirmesi ve yenilemesine hayranım. Günün çok ilerisinde olan, zamansız bir Kova kadını o. Ben de bir Kova kadını olarak onu çok seviyor ve çok iyi anlıyorum. Bütün müzik türlerinin iyi örneklerini severim ama Rock müziğinin benim için yeri ayrıdır. Teoman, Model, Manga, Şebnem Ferah, Kıraç, Haluk Levent, Duman, Pinhani vazgeçilmezlerim…

Edebiyatla aranız nasıl?

Edebiyat benim için bir tutku. Okumadan geçen bir gün düşünemiyorum bile. Daha okuma-yazma çağına gelmemiş küçücük bir kızken bile en büyük keyfim bana kitap okunmasıydı. Önce bir başkasına okutur, sonrasında sanki ben okuyormuş gibi sayfaları çevirirdim. İlkokul çağlarında Reşat Nuri Güntekin’in kaleminden okuduğum Çalıkuşu’nun izinde kolay kolay yıkılmamayı, topluma yararlı olabilmek için uğraşmayı öğrendim. Victor Hugo anlatımıyla bir defa mahkum etiketi yapıştırılmış Jean Valjean’ın hayat mücadelesine tanıklık ettim. Mark Twain imzalı Tom Sawyer kitabı ile minik haylaz Tom gözüyle hayata baktım. Kitaptaki şu bölüm beni derinden etkilemiştir: Tom yaramazlık yaptığı için teyzesi tarafından cezalandırılır. Tatil gününde bütün arkadaşları nehre yüzmeye giderken o evde kalıp bahçe çitini boyayacaktır. Ancak Tom bunu öylesine severek yapar ki, baştan onunla dalga geçen arkadaşları sonrasında yardım etmek için gönüllü olurlar. Ben de bana verilmeye çalışılan cezaları hep bir fırsat olarak görmüş ve severek yapmışımdır. Tıpkı Sait Faik’in dediği gibi “Sevmekle başlar her şey”. Ve tıpkı Ataol Behramoğlu şiiri gibi “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: yaşadın mı yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi… İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine, hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına…  Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar, bütün kitapları okumak bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın…  Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.”

Burcunuz ile kişiliğiniz örtüşüyor mu?

Kova burcuyum. Özgürlüğüne düşkünlük, hoşgörü sahibi olması, seyahat tutkusu, entelektüel özellikler, yaratıcılık, araştırmayı sevmek, adeta çağın ilerisinde yaşamak gibi pek çok özellik sanıyorum örtüşüyor. Burcun diğer özellikleri olan asi olabilmesi, anlaşılmakta zorluklar yaşatması da var mı, sanıyorum çok sık olmasa da varJ Çin burcuna göre de kuzuyum. Arkadaşlarım kuzu burcunun doğallık, çekicilik, güvenilir olması, yardımseverlik, romantiklik, çekingenlik gibi özelliklerinin bende olduğunu söylerlerJ

 

 

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :



+ Benzer Haberler
» Türkiye güzeli Açalya Samyeli Danoğlu Röportaj...
» Göç,Dram,Hüzün ve İki Yaka Yarım Aşk...
» Moda tasarımcısı Selma Çilek güzellik sırlarını anlattı
» “Ayrılan Kadınların El Kitabı”
» İsrail Büyükelçisi Eitan Naeh, Türkiye- İsrail ilişkilerini anlattı
» İdil Fırat: “Aşık olduğum adam gözlerinin içiyle gülmeli”
» HülyaNida Şahin’den kadın-erkek ilişkilerine çarpıcı bir yaklaşım “Zavallı erkekler” kimin eseri?
» Bensu Soral: “Hayvanları Sevmeyen İnsanlara Hayatımda Yer Vermiyorum”
» Ben sen’im ve sen ben’sin
» Türkiye serbest dalış rekortmeni Şahika Ercümen: "Suyu gördğüm an gülme hissim uyanıyor"
» Rekorlarla dolu serüven; İpek Soylu
» Kanada Büyükelçisi Chris Cooter
» "Seneye çocuk düşünüyoruz"
» Yeşilçam’ın yakışıklı jönü Ediz Hun
» Güzelliğiyle büyüleyen Açalya Samyeli Danoğlu: Podyumda yürümek beni mutlu etmedi...
» ‘Hayat Şarkısı’nın Süheyla’sı Seray Gözler ile Röportaj…
» Yazar Ayten Turan ile Röportaj…
» Şampiyon Alptekin Işıkalp ile Röportaj…
» Babalar günü :Ömer Faruk Başaran ile Röportaj...
» Uluslararası Alanda Kalıcı Makyaj’da Türkiye’yi Temsil Eden Jenya Denizeri ile Röportaj…
» Dönüşüm ustası Mari Camgöz Pektezol ile Röportaj…
» İstanbul Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Özlem Güveli ile Röportaj…
» Birleşik Krallık Büyükelçisi Richard Moore ve Eşi Maggie Moore
» Girişimci Demet Kütükçü Safçı örnek markalaşma sürecini anlattı
» Dilek Birgen: Anne çocuk aşkı her şeyin üstünde!